Yeni Soğuk Savaş Dönemi

FacebookTwitterGoogle+Paylaş

Soğuk Savaş Dönemi , Doğu Bloku ülkeleri ile Batı İttifakı (NATO) arasında 1947’den 1991’e

 kadar devam etmiş olan uluslararası siyasi ve askeri gerginliktir. 1991’de Soğuk Savaşın bitmesiyle SSCB dağılmış, Varşova Paktı da sona ermiştir. SSCB ardılı ülkeler peş peşe bağımsızlarını ilan etmişler

ve bütün dünyada bu ülkeleri süratle tanımışlardır. Batı, başta ABD, AB ve NATO; Doğu Avrupa

ülkeleri ile  eski SSCB ardılı Baltık ülkelerini (Litvanya, Estonya ve Letonya) Rus askeri, siyasi, ekonomik

ve sosyokültürel hegemonyasından kurtarmak ve Avrupa’daki Rus tehditini, varlığını etkisizleştirmek

üzere bu ülkeleri süratle NATO ve AB bünyesine katmışlardır. AB’nin sınırları Batı Karadeniz’e kadar

ulaşmıştır. Bu süreçte Yugoslavya Tito’nun ölümüyle birlikte dağılma sürecine girmiş bu ülkeler de

Sırbistan, Bosna-Hersek ve Karadağ hariç NATO ve AB ile bütünleşmiştir.  SSCB’nin halefi olan Rusya

Federasyonu kendini başlangıçta Batı karşısında biranda yapayalnız kalmış olarak bulmuştur. RF,

dünyanın büyük bir yüzölçümünde askeri, siyasi, ekonomik ve sosyokültürel liderlikten ve çok kutuplu

yönün Doğusunu temsil ederken kıtasal hatta bölgesel güç konumuna doğru gerilemiştir.

RF konumunu güçlendirmek, bozulan dengeyi yeniden kurmak  maksadıyla,kendi

önderliğinde, 8 Aralık 1991 tarihinde, Rusya Federasyonu, Ukrayna ve Beyaz Rusya (Belarus) Bağımsız

Devletler Topluluğu’nun oluşturulması anlaşmasını imzalayarak  Sovyetler Birliği‘ne son verdiler.

21 Aralık 1991 yılında Baltık Ülkeleri ve Gürcistan hariç, tüm eski SSCB cumhuriyetleri bu anlaşmayı

imzalamıştır. Daha sonra 1993 yılında Gürcistan da bu anlaşmayı imzalamıştır. Ancak Gürcistan,

2008’de Rus-Gürcü Savaşı sonrası BDT’den Savaşı sonrası BDT’den ayrılmıştır.

RF kendisini askeri, siyasi ve ekonomik alanlarda  süratle toparlayarak, özellikle Putin döneminde BDT ve ŞİÖ oluşumlarıyla tekrar yeni bir küresel aktör olarak ABD’nin ve Batı dünyasının karşısında yer almıştır. Hatta Güney Amerika ülkeleri (Venezuella başta olmak üzere), Küba, İran ile stratejik ortaklıklar kurmuştur.

                Yeni Soğuk Savaş Dönemi veya Çok Kutuplu Dünya; Rusya Federasyonu’nun, Gürcistan’ın Güney Osetya ile 2008’de savaşması üzerine G.Osetya’nın yanında Abhazya ile birlikte savaşa müdahil olması ile gün yüzüne çıkmış, 16 Mart 2014 tarihide de Ukranya’ya bağlı Kırım Özerk Cumhuriyeti’nin, Ukrayna’nın ve Batının (başta ABD, AB ve NATO) yaptırım tehditlerine rağmen meclis kararı, peşinden  halkoylaması  ve Kırım meclisinin Kırım’ı RF’nun  bir parçası olmayı kabul etmesinden beri de aşikarlaşmıştır. Kırım kriziyle birlikte ABD donanmasına bağlı gemiler Boğazlardan çıkarak, Karadeniz’de Romanya limanlarına demirlemiştir. Ayrıca RF’nun Irak ve Suriye’deki Batı karşıtı tutumu, donanmasının bir kısmının Akdeniz’de Suriye’nin Tartus Limanı’nda bulunması, Suriye’ye askeri, siyasi ve ekonomik alanda yardımları bu yeni dönemin tuzu biberi olmuştur. Ayrıca RF-İran ve Çin’in Suriye iç savaşında Beşar Esad yönetimine destek olmaları ve bunu BM Güvenlik Konsey’inde de sürdürmeleri Batı (ABD, AB, NATO) ile Doğu (Şanghay İşbirliği Örgütü) kutuplaşmasını net olarak ortaya koymuştur.

ŞİÖ’nün 2007 yılında gerçekleştirilen Bişkek Zirvesi’nde, Putin, “Tek kutuplu dünya kabul edilemez” diyerek, ŞİÖ’nün misyonunu açıkça ifade etmiştir. Dünya petrol ve doğal gaz üretim ve kullanım pazarının yarısından fazlasını elinde bulunduran, Hindistan-İran-Pakistan ve Moğolistan’ın gözlemci ülke olarak bulunduğu örgüt, liderlerin dünya nüfusunun yarısını temsil etmesiyle ABD ve AB’ye karşı etkili bir alternatif kutup oluşturmaktadır. ŞİÖ günümüzde Doğu’nun NATO’su konumundadır.  Özellikle ABD’nin Irak, Suriye, Afganistan ve SSCB ardılı Orta Asya ülkelerinde (Kırgızistan, Özbekistan) askeri ve siyasi nüfuz elde etme çabaları ile Ukrayna ve Gürcistan’ın NATO ve AB üyeliğine alınma çabaları  RF başta olmak üzere İran  ve Çin’i rahatsız etmiştir. ABD, NATO ve BM görevleri içindeki askeri, ekonomik ve siyasi konumunun avantajıyla bu ülkelerde askeri üsler, havaalanları, lojistik-ulaşım hatları üzerinde askeri kontrol, hakimiyet ve yönetimler üzerinde siyasi nüfuzunu, doğal kaynaklar ve madenler üzerinde de ekonomik varlığını artırmaktadır. Bu bağlamda,  ABD’nin hedefi; askeri, siyasi ve ekonomik alanlarda RF, İran ve Çin’i kuşatarak/çevreleyerek, bu ülkelerin yaşam alanlarını ve manevra sahasını daraltarak, küresel ve bölgesel  siyasi-askeri-ekonomik-sosyo kültürel-diplomatik etkisini artırmaktır. Bu durum ABD’ye; başta Karadeniz Havzası-Kafkasya-Ortadoğu-Hazar Havzası-Orta Asya’da jeopolitik ve jeostratejik avantajlar ve kazanımlar sağlayacak hamlelerdir. Ancak, ABD karşıtı ilk ciddi adım, 2005’te atılmıştır. ŞİÖ zirve toplantısında, ABD’ye Orta Asya’daki askeri varlığına son verme çağrısı yapılmıştır. Bunun üzerine, Özbekistan’ın isteği üzerine Özbekistan’da konuşlanmış ABD askerleri ülkeyi terk etmişlerdir.

RF; başta ABD olmak üzere AB, NATO’nun yakın çevresine ve hayat alanına el atmasına ve Batı tarafından çevrelenmeye  önlem almak, ABD ve AB’nin Ortadoğu- Hazar Havzası-Karadeniz-Kafkasya-Orta Asya’ya yönelik stratejik hamlelerine yönelik olarak önünü kesmek maksadıyla Avrupa ile batısında ve güneyinde bir tampon bölge oluşturmak istemektedir. Bu bağlamda; öncelikle Karadeniz Havzasında yer alan  Moldova, Ukrayna ve hem Karadeniz hem de Kafkasya’da yer alan Gürcistan’ın jeopolitik ve jeostratejik konumları  önem kazanmaktadır.  Batı ise süratle bu iki ülkeyi AB ve NATO üyesi yaparak; Karadeniz ve Kafkasya bölgelerinde askeri, siyasi, ekonomik nüfuzunu artırmak ve RF’nunu çevrelemeyi hedeflemektedir. Bu çerçevede bu ülkelerden geçen boru ve enerji hatları/güzergahları, havaalanları ve bu ülkelerin Karadeniz’deki limanları stratejik olarak önem kazanmaktadır. Ermenistan ve Azerbaycan ise hem Batı hem de RF’nuna karşı denge politikaları uyguladıklarından, RF’nun şimdilik bu iki ülke ile sorunu yoktur. Özellikle RF için Ermenistan stratejik ortak konumundadır. RF’nun  Azerbaycan’a karşı en etkili kozu ise Ermenistan’ın elinde bulunan Dağlık Karabağ sorunudur.

Özellikle ABD tarih boyunca giremediği iki deniz olan Karadeniz ve Hazar Denizine ulaşmayı ve bayrağını bu sularda dalgalandırmayı bir gurur ve onur meselesi yapmıştır. Bununla birlikte bu hedefine ulaşmak içinse Moldova-Ukrayna-Gürcistan-Ermenistan ve Azerbaycan’ı Batı ile entegre etmesi gerekmektedir. Bu ülkelerin bulunduğu Karadeniz Havzası-Kafkasya ve Hazar Havzası stratejik açıdan Rusya’nın can damarı ve yakın çevresidir. RF’nun; Karadeniz-Kafkasya ve Hazar Havzasında kontrolünü ve nüfuzunu kaybetmesi durumu zaman içinde RF’nunu oluşturan 89 özerk cumhuriyet ve bölgelerden bazılarının da RF’dan hızla kopmasına ve bağımsızlıklarını istemelerine yol açacaktır. Bunun sonucunda da Rusya’nın Kaliningrad hariç Avrupa ile doğrudan sınırı kalmayacak, tampon bölgesi olmayacak, steplere doğru küçülecek, limanlar-kritik hava alanları- askeri üsleri-petrol ve doğal gaz boru hat güzergahları ve kaynakları/rezervleri üzerinde kontrolünü ve hakimiyetini kaybedecek, kıtasal ve küresel bir güç olmaktan çıkarak sadece bölgesel bir güç olma durumuna düşecektir. Başka bir ifadeyle, bu durum SSCB ve Varşova Paktının dağılmasından sonra Rusya açısından en büyük felaket olacaktır. Tarihi hedef olan sıcak denizlere inmek ve Avrupa’ya yaklaşmak hayal olacaktır.

RF; yukarıda özet olarak verilen sebeplerden ve  diğer olaylardan dolayı dünyada silahlanmaya en çok pay ayıran ülkelerden biridir. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI), yıllık savunma harcamaları raporunda, Rus Ordusu harcamalarının bütçedeki payının 2003’ten beri ilk kez ABD’yi geçtiği ve Rusya’nın askeri harcamaları yüzde 4.8 oranında artırarak 88 milyar dolara ulaştığını belirtmiştir. Bu durum RF’nun belirtilen bölgelerdeki caydırıcılık, saldırganlık pozisyonunu güçlendirmektedir. Rusya’nın daha fazla iç bölgelere çekilmeye tahammülü yoktur. Hatta eski güçlü konumuna dönüp SSCB ardılı yeni cumhuriyetlerdeki nüfuzunu ve prestijini artırmak ve hegemonyasını güçlendirmek istemektedir. Rusya, eski SSCB ardılı bugünkü bağımsız cumhuriyetlerin hemen hepsinde bilerek Rus kökenliler, sorunlu bölgeler, azınlıklar ve topluluklar ile çözülmesi güç ağır meseleler bırakmıştır. Gürcistan’da Abhazya ve Güney Osetya özerk cumhuriyetleri, Acaristan Özerk Bölgesi ve Cevahiti Ermeni Bölgesi, Ukrayna’da Kırım Özerk Cumhuriyeti ve Doğu Ukrayna’daki Rus ağırlıklı bölge, Moldova içinde tek taraflı bağımsızlığını ilan eden  de facto bir cumhuriyet olan Transdinyester (bu cumhuriyeti tanıyan ise; Abhazya, Dağlık Karabağ, Guney Osetya), Azerbaycan topraklarında iken Ermeniler tarafından işgal edilen Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi bu bölgelere örnek verebilir. Özellikle Rus politikaları sonucu yerli halklar zorunlu göçe tabi tutularak Sibirya’ya ve Özbekisan’da Fergana Vadisine sürgüne gönderilmesi sonucu bu bölgelerde başat durumdan azınlık durumuna düşmüşler (örneğin Kırım Özerk Cumhuriyetinde sadece yaklaşık 250 bin Kırım Türkü kalmış, Mesket Türkleri Ahıska’dan Fergana Vadisine sürülmüş), boşalan bu bölgelere Rus ve Ermeni nüfus yığılarak Ruslar başat duruma geçmiştir.  Özellikle Rusya yanlısı Rus kökenliler ordu, meclis, idari yönetim ve ticaret-ekonomik hayatta  ağırlıklı hakimiyet kurmuşlar, Rusça bu bölgelerde resmi ve ana dil olarak kullanılmış, kamuda-kültür ve edebiyatta-  eğitimde Rusça egemen olmuştur.

Kırım’daki bağımsızlık ve Doğu Ukrayna’daki (özellikle Donetsk, Slovyansk ve Horlivka şehirleri) iç çatışmaları, yeni dünya düzeninde RF’nun satranç tahtasındaki usta manevraları olarak görebiliriz. Gelecekte Moldova-Gürcistan-Azerbaycan gibi ülkelerde de Rusya yanlısı topluluk, etnik-kültürel gruplar, azınlıklar tarafından bu tip iç karışıklıklar, bağımsızlık hareketleri yaşanabileceğini, bu  ülkelerin toprak bütünlüklerinin ve bağımsızlıklarının tehlikeye girebileceğini öngörebiliriz. RF’nun bu ülkelerdeki Rus kökenli ve Moskova yanlıları ile bu ülkelerin istikrarını bozabileceği ve bu maksatla bu grupların çıkarlarını herşeyin üstünde tutacağı ve onların haklarını gözetmek maksadıyla bu ülkelere askeri ve siyasi  müdahale etme hakkını kullanma (?) siyasetini izleyeceği unutulmamalıdır. Buna en bariz örnek olarak halen RF-Ukrayna doğu sınırında 40 bin Rus askeri yığınağını verebiliriz. RF’nu; ABD ve AB’nin Karadeniz-Kafkasya-Hazar Denizi-Ortadoğu ve Orta Asya’da bölgelerinde RF’nun arka bahçesine/ yakın çevresine girme teşebbüsleri olduğu sürece bu durum değişmeyecek, RF elindeki kartları açmaya (sorunlu bölgelerdeki Rusya yanlısı Rus kökenlileri harekete geçirme, Batıya yönelik doğalgaz ambargosu, özerk cumhuriyetlerin içinde bulundukları devletlere yönelik bağımsızlık hareketleri vb.) ve manevra alanını genişletmeye devam edecektir. Bu çerçevede RF-Çin-İran ve hatta Hindistan’ın ŞİÖ çerçevesinde işbirliği ve dayanışmayı artıracağını, bunun da Batı ve Doğu arasındaki yeni soğuk savaşın yeni olaylara ve gelişmelere  gebe olacağını değerlendirebiliriz.

Sonuç olarak; dünyaya bir satranç tahtası olarak baktığımızda, stratejik hamleleri iyi yapanların hep önde olacağını göreceğiz. Dünyada tek kutupluluk dünyanın düzenine aykırıdır. Çünkü ortada büyük bir ekonomik pasta vardır. Bu pastanın büyük bölümünün sadece zengin Batı ve Kuzey tarafında yer alan ülkelerce yenmesi dünya nüfusunun çoğunluğunu barındıran yoksul Doğu ve Güney ülkelerince hiçbir zaman kabul edilmeyecektir. Doğu ve Güney dünyasının en büyük avantajları; nüfus çoğunluğu, ucuz işçilik, istihdam ve  kapasite, genç işgücü, zengin yeraltı ve yerüstü kaynakları, hammadde ile enerji hatlarının güzergahı ve kaynakları (doğal gaz, petrol) ile suya sahip olması ve dünyanın kalpgahında bulunmasıdır. Bu bağlamda dünyada denge gerekmektedir.  Dengede olması için de çok kutupluluğa ihtiyaç vardır. Batı ile Doğu arasında yer alan Türkiye’nin hangi kutupta yer alması gerektiği ise bir tercih  ve vizyon meselesidir.