Yazamadım, yazmadım…

FacebookTwitterGoogle+Paylaş

Uzun zamandır kalemi kağıdı elime alıp da yeni bir yazı yazamadım,yazmadım…

Bekledim ki olumlu,bize güç katan ,güzel şeyler olsun hayatımızda;olsun ki hiç olmazsa en azından bir yazımızı neş’e ve mutlulukla dolduralım.Ama maalesef  canım Türkiye’m de bunu daha çok bekleriz…

Şimdi de başımızda bir Suriye belası var ki sormayın gitsin…Sanırsınız ki iki ayrı mahallenin bitirimleri; yeni yetmelerin sırtlarını sıvazlayıp kaba tabiriyle gaza getirip birbirleriyle

kavga ettirmeye çalışıyorlar…Durum bu minvalde yani tam anlamıyla….

Suriye ile ilgili TV ekranlarında,köşe yazılarında ,meclis kürsülerinde atılan nutukları tekrar irdeleyip başınızı ağrıtmak istemiyorum.Kesin olan bir şey var ki bu ateşten gömleği

bize giydirmek için ellerinden geleni yapıyorlar ama Milliyet yazarı Metin MÜNİR’in dediği gibi Suriye’nin kolayca alaşağı edileceğini sananlar hayal aleminde yaşıyor.

Suriye ile savaşmak bu ülkenin müttefiki olan İran ve Şii Irak ile savaşmayı da göze almaktır. Şehirlerimizi Hizbullah gibi Şii terör örgütlerinin hedefi haline getirmektir. Suriye Kürtleri ile de vuruşmaya başlamak demektir. Esad’ın kimyevi silahlarını kullanıp şehirlerde on binlerce insanımızı öldürebileceğini kabul etmektir.

Türkiye’yi potansiyel bir Suriye haline getirme riskini göze almaktır.

Televizyon stüdyolarında horozlanmayı marifet sanan bazı AKP’li milletvekilleri ve bakanlar Türkiye’nin birkaç saatte Şam’a varacağını söyleyip halka savaşın kumda bir piknik olacağı izlenimi vermeye çalışıyor.

Bu strateji dehalarına şunu sormak lazım: Birkaç saatte gidersin de kaç saatte geri dönersin? Ve, geri döndüğünde, nasıl bir Türkiye bulursun?

En önemlisi bu ateşten gömleği  bir kere sırtına geçirirsen canın yanmadan çıkartıp atabilir misin?