Yarım Kalan Hikaye,..

FacebookTwitterGoogle+Paylaş

….
Yoğun iş temposunu çalışma ofisinde bırakıp, arabasına atladığı gibi evinin yolunu tutmuştu Kemal,… Yoldaki bütün ışıklara yakalanması, bugünkü işteki garipliğin devamı gibiydi sanki. İki intihar ya da intihar süsü verilmiş bir olay, bir cinayet, bir de kayıp,… ve trajedinin böylesi; birbiriyle bağlantılı bu olaylar,… yani üç cinayet, bir insan kaçırma,… insan denen mahlukat, aştı kendini,… tatminsizlik hastalığı akla zarar,… ve, ufak tefek sokak olayları da cabası. Gazeteciliğin de ötesinde, emniyet ve adaleti ilgilendiren konular. Bunları fotoğraflamak bile insanı germeye, stres yaşamasına yetiyordu… kim bilir,… fiziksel yıpranmadan öte, ruhsal çöküntüye sebep,… Bu düşüncelerle yolu katetmiş olan Kemal, kaldığı siteye giriş yaparak, uygun bir yere aracını park eder. Nerdeyse ayağını sürüye sürüye apartmanın giriş kapısına gelir. Anahtarı çevirir ve içeri girer,… Birkaç adımdan sonra rahatlayacağını düşünürken, gelişmeler hiç de umduğu gibi olmaz. Sorunlar, zincirleme reaksiyon gibl devam ediyordu sanki. Kendi kendine konuşmaya başlar,…
“Kahretsin,… yine bozulmuş şu asansör. Daha geçen gün bakımını yaptırmıştık. Nasıl bir usalıksa bu, anlamıyorum. Sanki, tekrar arıza versin de daha çok kazanalım derdindeler,… yok yok sanki değil, kesin bu kesin,… yönetici Hakkı Bey’i uyarmıştık halbuki, ustayı değiştlrelim diye,.. yine haklı çıktık, adamın kendisi başlıbaşına mizah, yaptığı işten hayır mı gelir Allah aşkına,… n’olacak, üstünkörü, sallama iş ancak iki gün gider,… eline tornavidayı alan herkes kendini “ustayım” zannediyor,… sokaklar, caddeler “ustadan” geçilmiyor ama memleket de akıp giden “zamanın” haricinde düzgün işleyen bir olgu, olay yok,… yazık,…
O değil de, şimdi tırman bakalım beş katı, yorulmazsan,… of, offf”,…
Gazeteci Kemal, zaten yorgun geldiği işten (( üçüncü sayfa muhabiri ve fotoğrafçısı olmak, başlı başına bir yorgunluk demekti zaten)) bitkin bir halde birinci, ikinci katı çıkarken bir taraftan da hayata dair düşüncelere dalıyordu ki, aniden yükselen sesle irkildi,… sesler şu öğrencilerin kaldığı daireden geliyordu,… hem de “kızlı erkekli”,… parti mi vardı, yoksa cümbüş mü?… Kemal, kapıya doğru yaklaşıp kulak kabarttı, merakla karışık içerdeki seslere,… ve gazeteci karakteriyle eli zile gitti. Düğmeye uzun uzadıya basarken, kapı gıcırdayarak aniden açıldı,… Gürhan’dır bu, tanıdık bir yüz. Güzel Sanatlar üçüncü sınıf öğrencisi. Denizli’li ve üniversiteye kayıt yaptırdığından beri aynı dairede kalıyor, dolayısıyla tüm apartman sakinlerl tarafından tanınıyor,…
İlk konuşan Kemaldir,…
– İyi akşamlar Gürhan,
– İyi akşamlar abi, buyrun,…
– Özür dilerim, rahatsız etmiş gibi oldum ama,… Rica etsem, biraz daha küçük harflerle sohbet etseniz. Sizin ve apartman sakinlerinin huzuru için,…
Gürhan tebessüm ederek cevap verir:
– Hassasiyetinizi anlıyorum Kemal Bey.
-Hassasiyet değil de, sorumluluk diyelim istersen,…
Gürhan gayet sakindir, yaşından daha olgun bir şekilde;
– Beni tanırsınız. Tiyatro okuyorum. Üniversitedeki tiyatro grubumuzla bir oyun hazırlıyorduk. Bir tartışma sahnesi. Tam da bunun üzerine geldiniz,…
Kemal biraz mahcup bir şekilde gülümser.
– Ya öyle mi?…. Afedersiniz o zaman.
Sesini biraz daha yükselterek, içeriye doğru seslenir:
– Arkadaşlar kolay gelsin, hepinizden tekrar tekrar özür dilerim,… Sanat güzeldir, geleceğe ışık tutar,… sakın vazgeçmeyin, sonuna kadar gidin,…
Gürhan’ la birlikte içerden “teşekkürler” vurgusu yankılanır kulakları tırmalayan ya da gazetecimizin zaten yorgun haleti ruhiyesine öyle gelen,… Yani, ses o kadar da yüksek değildir, sadece öyle anlaşılmıştır,…
Gürhan araya girer:
– Buyrun isterseniz. Oyunumuzu izleyin. Bizim göremediğimiz, sizin ekleme yapacağınız bir ayrıntı olabilir.
– Yok yok Gürhan. Teşekkürler. Yalnız şu “önyargılar”. İnsanı rezil ediyor. Ben içerde parti var zannetmiştim. Bir hışımla kapınızı çaldım. Neyse,… kolay gelsin.
– Sağolun,… oyunumuz haftaya Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde. Sizi de bekleriz…
– Tabiki,… gelirim,… peki oyunun konusu ne?…
– Memleket meseleleri Kemal Bey,… “iş kazaları”, “çocuk gelinler”, “kadın cinayetleri”, “doğal hayatı yok etmek”, “özgürlüğü engelleyen bürokrasi”,… falan filan,…
Gürültünün mahiyetini anlayan Kemal;…
– Şimdi anlaşıldı, gürültünün sebebi. Dediğim gibi, “önyargı”ları da ekleyin oyuna benim için. Ondan da bir ders alınsın,… Anlayıp, algılanırsa tabi ki,..
Gürhan gülerek cevap verir:
– Çok teşekkürler efendim. “Memleket Meselesi” ne mutlaka ekleriz, sizin katkınızı. Sağolun,…
– Unutmadan,… Şu kapının menteşesini yağlayın. Çok rahatsız ediyor,…
Ve kahkaha büyüyerek, tüm apartmanı sardı,…
Kemal yine kendi kendisiyle konuşarak on bir numaralı dairesine gelir. Nefesi büsbütün tıkanmış, kalbi yerinden fırlayacakmış gibi,… Yorgunluk had safhadadır,… “şu sigara, ne illet birşey. Bir türlü bırakamıyorum. Anahtarı da nereye koydum. Hay Allah,… hah işte burda… şu bendeki hafıza, memleketin hafızasına döndü. Geçmişi siliyor, unutuyor,…
Kemal, anahtarı deliğine sokar ama bir sakatlık vardır. Kapı kilitli değildir. Sabah kilitleyip çıktığından, yaşadığı herşeye rağmen bu defa adı gibi emindir. İlkin temizlikçi kadın gelir aklına ama Cuma günleri onun çalışma günü değildir. Ve vücudu sarsılarak donakalır…. Tek ihtimal kalmıştır; o da hırsız gerçeğidir. Bir elinde çanta, diğer elinde terlediğinden dolayı çıkartmış olduğu montu olduğu halde hole girer. Çantayı yere bırakarak elektrik düğmesine yönelir. Fakat ışıklar karanlığa boğulmuş, öylece kalakalmıştır. “Belli ki; hırsız ana şalteri indirmiş, dikkat çekmemek için” diye düşündü,… Hafiften sesini yükselterek:…
– Hey ahbab,… hedefin nedir bilmiyorum ama, paradır, altındır,… ne bileyim, hazine bonosu, devlet tahvili falan,… benim evde bulunmaz,.. yanlış adrestesin…
Bu çağırış yankı bulmadı, hırsız belki de çekip gitmişti. Şalteri kaldırdığında her taraf aydınlandı… sağına, soluna baktı. Çalışma odasına falan derken, bir şeyin farkına vardı,… yazmaya çalıştığı roman denemesinin yerinde yeller esiyordu,… gerçek anlaşılmış, “fikir hırsızı” düşüncelerini çalmıştı.
“Allah belanı versin be adam,… sen var ya, para hırsızlarından daha kötüsün, lanet insan”,… diye kendince söylendi,…
Yatak odasına yönelerek, üzerindekileri ağır ağır çıkarttı. Önce kazağını sonra gömleğini. Pantolonunu da çıkarıp, eşofmanlarının olduğu elbise dolabının sürgülü kapısını itmesiyle birlikte, burnunun üzerine sağlam bir yumruk yedi… hani şu “yıldızları saymak” deyimi var ya,… o biçim bir hâl… burnundan fışkıran kan, yüzünü olduğu gibi kırmızıya boyamıştı,… baş dönmesi, mide bulantısı birbirine karışmıştı ve narkoz verilmiş gibi gözlerinin önü kararıyordu,… Kenardaki yatağa yaklaşarak, hafifçe kendlni üzerine bıraktı,… gözlerinin önünden geçen “karanlık,” muhtemeldir ki; hırsızın ta kendisiydi ve elinde de ( üçüncü sayfa olaylardan derlediği, gerçekten yaşadığı ve kendi hayatının da içinde olduğu )… belki de en büyük eseri olacağı, “yarım kalan hikaye” dosyasıyla,…
“Kimdi, bu kimdi?… hikayede ismi geçenlerden biri miydi yoksa bütün insanlığın katili mi?… yok olan vicdanın, kaybolmuş karanlık sesi mi?”… diye düşünürken,… Kemal kendinden geçiveriyordu,…
….
M.K…