Terör (PKK) tehlike değil

FacebookTwitterGoogle+Paylaş

Genelkurmay Başkanı Necdet Özel EFES-2014 Askari Tatbikatından sonra yaptığı açıklamada,”Yaşadığımız çağda ülkeler askeri yaptırımlardan çok politik ve ekonomik yaptırımların tehdidi altında bulunmakta. Sosyal medya ve enformasyonla şekillenen renkli değişim ve mevsim devrimlerine maruz bırakılmaktadır. Ekonomik manipülasyonlar, ülke için dini etnik istismar en önemli tehditi oluşturmaktadır. Bugün ülkeler askeri tehditle değil, güvenliğe doğrudan etkisi olan ekonomik sosyal tehditle karşı karşı karşıyadır” dedi. Böylece hükümetin Twitter ve Youtube hesaplarını niçin yasaklanmış olduğunu anlamış olduk. Artık terör ve irtica değil ülkemiz için tehdit oluşturan! Asil tehdit sosyal medyaymış!

Bingöl-Diyarbakır yolunu hendekler açarak kesip gelen geçene kimlik kontrolü yapan PKK’lılarla hemen onların yüz metre yakınında bulunan askerlerin niçin kardeş kardeş seyrettikleri de anlaşılır hale geldi. Onların yaptığı tehdit değil ki!
Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi önünde çocukları kayıp analar eylem yapıyorlar. 2350 çocuk PKK tarafından dağa kaçırılmış. Yetkililer söylüyor bunu. Analar başbakandan, cumhurbaşkanından çocuklarının bulunup getirilmesi için yardım istiyorlar. Televizyonlarda görmüşsünüzdür, ağlaşıp dövünüyorlar.

 

Anaların feryadını duyan başbakan hemen olaya müdahil olup HDP ve BDP yetkililerine “Çocukları getirin. Yoksa B ve C planlarını devreye sokarız” diye tehditler savuruyor. Sanırsınız ki ülkede kayıp çocukların aranıp bulunmasından sorumlu jandarma ve polis başbakana değil de bu partilere bağlıdır. Başbakan kendi görevi olan çocukların bulunma işini başkalarına devretmiş gibi. Haksız da sayılmaz onun asıl görevi kayıp olan çocukları bulmak değil, kendi çocuklarına yol buldurmaktır!

 

Cumhuriyet gazetesinde Aykut Küçükkaya’nın haberinde Bilal kardeşimizin vakfına verilmek istenen arsa işi için nasıl çırpınıyordu zavallı eski bakan Erdoğan Bayraktar! Zira başbakan bir işi halledemedin diye fırçalıyor kendisini.

 

Soma’da resmi rakamla üç yüz bir işçinin katledildiği cinayette hükümetin ihmal ve sorumluluğu kamuoyu tarafından anlaşılınca başbakan ve avanesi hırçınlaştı. Daha bir saldırgan oldular. Kendisi, danışmanı ve korumaları taziyeye gittikleri ilçede ölü yakınlarıyla yakın dövüş teknikleri kullanarak anlaşmaya çalıştılar!

 

Bütün önemli konuşmalarını promter denen camdan okuyarak yapan başbakan kargadan başka kuş, kendinden başka adam tanımadığı için kendisini eleştiren, yaptıklarının doğru olmadığını söyleyen kim varsa hepsine topluca “Sen kimsin? Haddini bil haddini!” diye çıkışıyor. Bu gazeteci de olabiliyor, siyasetçi de… Hatta yabancı devlet adamlarına bile böyle çıkıştığı oluyor! Düşünmüyor ki bu muhatap alıp “Sen kimsin?” dedikleri kimse değillerse sen kimi muhatap alıyor da çıkışıyorsun?

 

“Sen kimsin?” sorusunda bir beğenmeme, horlama ve aşağılama anlamı vardır. Kendini beğenmiş, böbürlenen ve insanlara tepeden bakanların kullandığı bir ifadedir. İkide bir “Yaratılmışı hoş gör yaratandan ötürü” diyen birisinin ağzına hiç yakışmayan ifade…
Başbakan bilmelidir ki bir devlet adamının söz ve davranışları birbiriyle uyumlu olmalıdır. Söz ve davranışlarının uyumlu olması İslam dininin önemli kurallarından birisidir ayrıca. Hemen her fırsatta dini referanslar kullanan başbakan “mümin” ne demektir diye bir düşünsün!

 

Ne var ki biz zinayı suç olmaktan çıkarıp kürtajı yasaklayan birisine muhatabız. Söz ve davranışlarında tutarlı olmasını nasıl bekleyelim?