“Susuyoruz ama diğer böbreğimizi de kaybetmek istemiyoruz” diyen askere yanıt

FacebookTwitterGoogle+Paylaş

MİT TIR’larıyla ilgili, birinin FETÖ/PDY ile ilgisinin olmayacağına kefil olduğum iki general ve bir emekli albayın tutuklanması sonrası, İzmir’de yürütülmekte olan Askeri Casusluk Davasında kumpas yapan Fethullahçı örgütün, askeri ayağına yapılacak operasyonun kamuoyunda yaygın olarak dillendirilmesi, “Genelkurmay ne diyor?” sorusunu gündeme getirdi.

Konuyla ilgili değerli gazeteci Müyesser Yıldız Odatv’de, “Genelkurmay susuyor çünkü…”başlıklı bir yazı kaleme aldı. Bir askeri yetkiliyle yaptığı görüşmelerden yansımaları kamuoyu ile paylaştı.

Yazıdan anladığımız; Genelkurmay Askeri Savcılığı, söz konusu davaları incelemek, gerekirse dava açmak için bu davalarla ilgili dosyaları Başsavcılıklardan istemiş, ancak ret cevabı almış. Ret gerekçesi açık; Sivil yargı, askeri yargıya güvenmemektedir. Bundan 10 yıl önce böyle bir şey düşünülebilir miydi? Devletin kurumları arasında böylesi bir güvensizlik olur muydu? Devletin çözülmesine vurgu yaparak, “Savaş kapıya dayanmış, bu hâ ne?” diye sormuş sevgili Müyesser. Ne kadar haklı!

Peki, bunun müsebbibi kim?

Elbette siyasi iradenin çok büyük kabahati var. Dolayısıyla sorumluluğun büyüğü onundur. Ancak bunda, siyasi iradenin gücünü kullanmak için onu manipüle eden; Devletin, TSK dâhil bütün kurumlarını bir fetih mantığıyla ele geçirmeye çalışan; “Amaca giden her yol meşrudur” düşüncesinden hareketle, her türlü kötülüğü, hukuk dışılığı yapan; Kendinden başka kimseye hayat hakkı tanımayan; Fethullahçı örgütlenmenin de payı büyük değil midir?

Şimdi yazıdaki askeri yetkilinin söylediklerinden yola çıkarsak, davalarda askeri personelin haksız bir uygulamaya muhatap olmaması için İçişleri ve Adalet Bakanlığı ile HSYK’ya bile yazılar yazmışlar. Ancak kapılar duvar olmuş. “Size belge ve bilgi vermeyiz” demişler.

Neden acaba?

Bu duruma çok üzülen bir askeri yetkili, bizi yani Balyoz sanıklarını da anarak şöyle demiş:

“Ergenekon ve Balyoz’da bir böbreğimizi kaybettik. Bu soruşturmalarla diğer böbreğimizi kaybetmeyelim.”

Bu ifadede Ordu içinde konumlanmış, silah arkadaşına kalleşçe tuzaklar hazırlayan kumpasçılarla birlikte hareket eden, Atatürk’ün değil Fethullah’ın, Türk Milleti’nin değil emperyalistlerin emrindeki bir cemaatin askeri olan bir kısım TSK personeline yapılacak olası bir operasyonun telaşını görmemek mümkün değil. Peki, ilk bakışta askeri yetkilinin açıklaması çok mantıklı bir ifade gibi görülmesine rağmen neden böyle söylüyorum? Bunu askeri yetkiliye seslenerek ifade edeyim.

ÇÜNKÜ KRALIN ÜZERİNDE ELBİSE YOK

Bugüne kadar TSK içerisinde kök salan Fethullahçı yapılanmaya karşı en ufak bir operasyon yapmayan, sivil yargının başlattığı operasyonların TSK’ya uzanacağını görünce, acar bir şekilde ön almaya çalışan askeri yargı, dün isimli davalarda neredeydi diye sormak istiyorum size.

Artık sahteliği mahkeme kararıyla da kesinleşmiş olan Donanma’daki 5 numaralı anabellek ile ilgili ne yapmıştır mesela tam 5,5 yıldır?

İlk kumpas davalardan olan Atabeyler Davası kapsamında verdiği evlere şenlik kararla, TSK’dan hukuksuzca ilişiği kesilen, ailesi dağılan, geleceği karartılan Yüzbaşı Murat Eren’in hala içeride yatmasına sebep olan askeri yargıçlar gerçekten hukuk içinde mi karar vermişlerdir?

Yine Ergenekon kapsamındaki kumpaslarla yıllarca içeride yatan Yarbay Mustafa Dönmez’in davasında hangi evrensel hukuk ilkelerini uygulamıştır bir kısım askeri yargı mensubu?

Ya Ahmet Zeki Üçok’a “sahte evrak düzenlemekten” ceza vererek, TSK’dan ilişiğinin kesilmesine sebep olan askeri mahkeme ile bu evrensel hukuk ilkelerine aykırı kararı onaylayan Askeri Yargıtay’ın ilgili dairesinin mensupları ne derece hukuk içerisinde hareket etmişlerdir?

Donanmadan çıkan bir CD içerisinde bulunan ve ne hikmetse hiçbir davaya konu edilmeyen, Jandarma’ya ait binlerce gerçek evrakın nasıl sızdırıldığının ortaya çıkartılması için soruşturma başlatmayan yargı mensupları hukuk ilkelerine göre hareket etmekte ne derece samimidirler?

Hele Fethullahçı örgütlenme ile ilgili kendine verilen ifadeleri soruşturmadaki gizlilik kararına rağmen başkaları ile paylaşan, yine bu yapı ile ilgili ifade vermeye gelen insanları tehdit ederek ifade vermekten vazgeçirdiği iddia edilen askeri yargı mensupları gerçekten TSK’nın mı, yoksa başka bir oluşumun mu mensubudurlar?

İddia edilen bu tür askeri hukukçuların varlığı herkes tarafından dillendirilirken, dışarıdan birilerinin bu sisteme güven duyması beklenebilir mi?

İstanbul ve İzmir Casusluk Davaları kapsamında mahkemelere gönderilen gerçeği yansıtmayan raporlarla, yüzlerce TSK personelinin ceza alması ve yıllarca hapis yatmasına sebep olunmadı mı? Bunu yapanlara nasıl güven duyulabilir?

Son yıllarda yapıldığı iddia edilen şaibeli askeri hâkim ve savcı alımlarına ne demeli? Bunlar artık herkesin dilinde bilesiniz. Daha neler neler? Askeri yargıda son yıllarda olan biten üzerine kalınca bir kitap yazılır. Bu iddiaları siz bilmiyor musunuz gerçekten?

Bakınız, yüzlerce amiral/general, subay, astsubay Ergenekon, Balyoz, Casusluk vb. davalarda, malum basın tarafından linç edildi, itibar infazına muhatap oldu, tutuklandı,  hüküm giydi, bunun sonucu olarak yıllarca içeride yattı, hiç ön almaya çalıştı mı askeri yargı? Şimdi birden nedir bu telaş?

Elbette askeri yargı içerisinde çok değerli hukukçular var. Ancak askeri yargı içerisinde bir Fethullahçı yapılanmanın varlığı güçlü iddialarla ortaya konulmaktadır. Bundan haberdar değil misiniz gerçekten? Ben söyleyeyim o zaman “Kralın üzerinde elbise yok!”

OLAN BİTENDEN HABERİNİZ YOK MU

Askeri yargı böyle de diğer yerler farklı mı?

Neler yaşanmaktadır askeri okullarda farkında değil misiniz?

Özellikle 2007’den sonra atamaların, terfilerin; 2010’dan sonra ise personel alımlarının tamamıyla Fethullahçı örgüt tarafından yapıldığı iddiaları havada uçuşmaktadır, hiç duymadınız mı?

Askeri doktorlar arasında bile ciddi bir örgütlenmenin olduğu iddiaları pek çok somut anlatımla ortalığa saçılmış vaziyette, bilmiyor musunuz?

Harp Akademilerine giriş sınavlarında bile yaklaşık 10 yıldır planlı bir şekilde soru alındığı iddialarını ben ta cezaevinde duymuşken, siz bırakın duymayı, hiç hissetmediniz mi?

Artık basında bile Astsubay Meslek Yüksek Okulları ile askeri lise ve harp okullarına soru alınarak girildiği yolunda itirafta bulunanların varlığından haberiniz yok mu, bunları araştırdınız mı?

Bu ifade etmeye çalıştıklarım, aysberg buzulunun görünen bölümünün ucu bile değildir bilesiniz. Öylesi iddialar var ki, pek çok somut olaylarla örtüşüyor. Çok basit ve bağımsız bir soruşturmayla hepsi ortaya çıkartılabilir.

Ancak bütün bu olanları siz, iyimser bir yaklaşımla ifade edeyim ki; Duymuyorsunuz, görmüyorsunuz, konuşmuyorsunuz, bilmiyorsunuz, hissetmiyorsunuz…

Yani kulaklar tıkalı, gözler kör, diller lal, beyin faal değil. Gelmiş böbrekten bahsediyorsunuz…

BIRAKIN TİMSAH GÖZYAŞLARI DÖKMEYİ

Aslında bizimle birlikte, TSK’nın böbreği değil, yüreği sökülmüştür. Onu bile okuyamamışsınız ne yazık ki. Hadi bizimle birlikte TSK’nın yüreği değil, böbreği sökülmüş olsun. Peki, ne yaptınız bizim için? Kamuoyuna karşı, gaz alma kabilinden üç arkadaşımızı terfi ettirmekten başka.

Çoğumuz içerdeyken emekli ettiniz. Çıkanlardan, aralarında benim de bulunduğum birkaçını ailelerini götüremeyeceklerini bile bile istemedikleri yerlere atayarak istifaya zorladınız. İstifa etmeyenlerin bir kısmını bu sene emekli ettiniz. Bir kısmına, isimsiz mektuplar üzerinden davalar açtınız.

Askeri Casusluk davasından yüze yakın personeli, kumpasçılarca yazılan iddianameyi esas alarak TSK’dan attınız.

Bu davalardan yargılanan çok az sayıda personel kalabildi TSK içerisinde. Böyle giderse onların da tasfiye edileceği açık…

Şimdi bırakın Ergenekon, Balyoz diyerek “timsah gözyaşları” dökmeyi!

Biz yine de susuyoruz, her şeyi ifade etmiyoruz. Söylediklerim, söyleyeceklerimin zekâtı bile değil, bilesiniz!

Siz de olası operasyonları tartışılır kılma, kamuoyu gözünde itibarsızlaştırma adına bizi yani yılları cezaevinde geçen, geleceği karartılan, bu süreçte sizden asla vefa görmeyen ve beklemeyen Balyoz, Ergenekon, Poyrazköy, Askeri Casusluk Davalarından yargılananları kullanmayı bırakın!

Bizi kesinlikle ağzınıza almayın!.. Bizi öne sürerek korumaya çalıştığınız böbreğin ne menem bir böbrek olduğunun farkındayız.

O böbrek aslında dijital, yani sanal bir böbrek. Bünyeye uymuyor. Dolayısıyla şu an vücut gerçekte böbreksizdir.

Bu durumda, vücuda uygun bir böbrek nakli yapılana kadar diyaliz makinası tek çaredir!..

Mustafa Önsel