Seyit Onbaşı’dan Mektup

FacebookTwitterGoogle+Paylaş

“Mektubuma başlamadan evvel büyüklerimin emektar ellerinden, küçüklerimin yaşlara gark olmuş gözlerinden öperim. Nasıl olduğunuzu sormayacağım; ben görüyorum buradan her şeyleri… Her olan biteni izliyorum akciğerlerime yenik düştüğümden beri… Koca mermileri kaldırdı da bu bedenim; bir hastalıkla baş edemedi işte…

Düşündüm ki, devletin polisi sizden yana her dara düştüğünde kökten kazımak ister Türklüğü… Bu kimyasal silah kullanmak merakı da burdan geliyor zaar… Baktılar ki olmayacak; bu beyinler, bu yürekler bağırmakla, çirkeflik yapmakla susmayacak, en iyisi “dayayayım zehiri bitsin ciğerleri hepsinin.”
Korkaklık başka şey… Her şeyi yaptırır adam olmayana. Hele ki vicdan yoksa neler yapar neler. Bir de gurur yoksa üstüne üstlük, işte o zaman çok tehlikeli olurlar. Bilmek, hatırlamak istemezler biz Türk halkının gücünü. Söz konusu vatan toprağı, namus, şeref olunca nasıl gayrete geldiğimizi gözler önünce serince de başlarlar ufak ufak hazırlıklara. Önce devletin, milletin malını cukkalarlar sümen altına. Sonra bin bir hileye üç kuruşluk hainleri seçerler kendilerine. Her gittikleri yere o hainleri götürür, “benim vatandaşım” diye gözdağı vermeye kalkarlar. O hainler ki, duruma ve verilen makarna paketi adedine göre her an safha değiştirecek karakterde olup, bizden olmayanlardır.
Çalışmaktan ziyade, her iktidarın vazgeçilmez figüranları olup, memleketimizin asalakları olarak yaşamayı tercih edenlerin soyundan gelen bu zihniyetlere kendimi hatırlatayım yeniden:
Abdurrahman’dan olma, Emine’den doğma Seyit Ali’yim ben…
Balıkesir Havran’ının Manastır köyündenim. 1909’da Osmanlı ordusuna katıldım. Önce Balkanlar’da savaştım. Ardından Çanakkale Cephesi’ne gittim topçu eri olarak. Rumeli Mecidiye Tabyası’nda görev aldım.
Nusret mayın gemimiz öyle bir ateş altında kalmaya başladı ki, döktük mayını döktük mayını püskürttük geri düşman gemisini. Tam da top atışlarına geçecektim ki bir de ne göreyim!!! Mermiyi kaldırıp topa sürecek olan vinç tarumar olmuş karşı atışlardan… Kalakaldım öylece… Yok… Olmaz böyle… O vinci de biz kullar yapmadık mı? Biz yaptık. O zaman?
“Ya Allah, Bismillllahh!!!” dedim yükleniverdim top mermisini. Koyuverdim topun ağzına ilkini… İstikamet, Fransız zırhlısı… Olmadı, olduramadım ilkinde…
“Ya Allah Bisssmilllahhh!!!” bu da yarı ıskaladı.
“Haydi Seyiiiittt, yoruldun gayri… Bu senin sivilken kaldırdığın odunlara, kömürlere benzemiyor amma yok başka hal çaresi… Olmalı, oldurmalı!!!”
“Ya Allah Bisssmilllllah!!!”
Fransız Bouvet denizin dibinde sonunda…
Allah’ın izniyle döküverdik denize memleketimdeki kem gözleri… Halktan söğüşlenen paraları bir gecede dağıtmaya benzemez düşmanı bozguna uğratmak.

İngiliz komutanlarından biri:
“Çanakkale geçilmez!!! Çünkü Türklerin atacak barutu bile yoktu. Biz orada gökten inen gücü gördük.” dediydi zaferimiz sonrasında… Hah işte o güç var ya o güç!… Korktukları, o güçtür aslında, bilmem kaç bin korumayla gezdiren tepenizdekilerin.

Şanlı Çanakkale zaferinden bir gün sonra “onbaşı” yaptılar beni… Bir de fotoğraf istediler benden top mermisi sırtımdayken… Lakin ne yaptıysam kaldıramadım mermiyi yerinden. Nasıl kaldırayım iki yüz yetmiş beş kiloluk mermiyi ben durup dururken. Sizlere hatırat olsun diye tahtadan bir mermi yerleştiriverdiler sırtıma, öyle çektiler resmimi. Merminin sahtesi ağırıma gitti ya neyse…
O mermiyi yeniden sırtlanabilmem için toprağım, namusum tehlikede olmalı. Memleketim ihanete uğramalı ki Yüce Rabbim bana o gücü versin.
Memleket sevdalısı olmak, memleketi satılığa çıkarıp, gemiler biriktirmek değildir tersanelerde kendi namına. O gemiler ki, her birinin adı Fransız Bouvet oldu benim gözümde… Nasıl da yüklenesim var şimdi bir mermi daha; nasıl da vurasım var o haramzadenin oyuncaklarını…
Vatan uğrunda, geçmişten bugüne bütün büyük harplerde, Güneydoğu kaosunda şehit düşmüş, ömrünün kalanını gazi olarak yaşamış Türkiye’li bütün arkadaşlarımın yanı sıra, son aylarda arsız hırsızların, halkını halkına kırdırırken heba olmasına sebep olduğu genç yiğitlerimin selamları var her birinize…

Biz biliyoruz ki, bizlerdeki gerçek iman hepinizde var…
Bırakın, onların arkasından yürüyenler devam etsinler yollarına…
Otobüs otobüs doluşup, gezsinler şehir şehir…
Gün gelecek, İlahi Adalet tecelli edecek.
O İlahi ki, bana o mermiyi tam üç kez sırtıma alabilme kudretini bana verdiyse; zamanını beklemektedir sizlerin sırtından denize dökülebilmeleri için…
Sizler Allah’a, vatan da sizlere emanet…
Bu emaneti korumak için size lazım gelen kuvvet, damarlarınızdaki asil kanda mevcut zaten…
ATAM öyle dediydi…
Kalın sağlıcakla…”