Serzeniş

FacebookTwitterGoogle+Paylaş

Bu sabah, hararetle çalınan kapı ziliyle uyandım. Apar topar koşup kapıyı açtığımda, Nezihe Teyze’yi karşımda tüm içtenliği ile gülümser vaziyette buldum. Elindeki dosyayı bana uzatırken elleri titriyordu. Gözlerimin içine dolu dolu bakarken, bir yandan da nefesini toplamaya çalışıyordu. Birden gür bir sesle:

“Duydum ki yazar, çizermişsin sen bir yerlerde… Al şunları! Hatırım için bunları da yaz oraya… Yaz ki içimin ateşi soğusun; yaz ki bu yaşlı yüreğimin nelere katlandığını bilsin hükümet! Artık bu geçkin bedenim dayanmıyor susmaya! Yaz ki ölürsem, gözüm arkada gitmesin..!” diye ardı sıra döktü cümleleri tek nefeste… Bir an, neye uğradığım şaşırdım; afalladım. Bütün yaşanmışlıkların acısını benden çıkarıyordu sanki…
Şaşkınlığım geçtiğinde içeri davet ettim, girmedi. Daha da yüksek bir ses tonuyla:
“Hayır, sen vakit geçirmeden yaz benim kağıda döktüğüm yaralarımı… Yazacaksın değil mi?” derken sağ avucumu açtı ve dosyayı sert bir şekilde yapıştırdı elimin tam ortasına. Ve çekip gitti…

Nezihe Teyze’nin hükümete ithafen yazdığı bu serzenişin, hiçbir kelimesine dokunmadan aynen aktarıyorum. Ve tüm Nezihe Teyzelerin, hepimizin adına ellerinden, yüreğinden öpüyorum…

Türk’üz! Türk olarak kalacağız! Kıyamet kopana kadar!

Ata’mız vatan için cephede askerler ile birlikte savaştı. Onun özel koruması yoktu; Onu Allah korudu. “Vatan için canım feda..!” derdi. Para peşinde değildi; uçağı, villası yoktu. Askerleri, gençleri vardı.

Onun için Anıtkabir yapıldı. Onu da çok mu gördünüz ki ziyareti yasakladınız? Taksim’de heykelin yanında resim çekinmek istedim ama “yasakkk!” dediniz. Yasakları koydukça size sevgi, saygı kalmadı. Paraya da resminizi koydunuz ama yakışmadı. Şimdiye kadar gelip geçenler, hiç “parada bizim resmimiz olacak” demediler.

Taksim’i, vatandaşı yaptıklarınızla, işkencelerle, polis ile mahvettiniz. Askeriyeyi attınız içeri! Yetmedi avukatları, doktorları da!!! Harcadığınız gençlerden oy beklediniz. Ülke ülke gezdiniz, sevgi saygı görmediniz. Suriye’ye kucak açtınız ama şehit ailesine sahip çıkmadınız.

Yaşım yetmiş sekiz! 1942’de ekmeksiz kaldık, ama babasız kalmadık. Çocukluğumuz Bakırköy’de geçti. Kız arkadaşımız Artemis, erkek arkadaşımız Agop’tu. Severdik birbirimizi, oynardık el ele… Şimdi ise terör ile, Apo ile acaba sonumuz ne olacak diye kara kara düşünüyoruz. Ya Rab, bizi koru!!!

Sevgi, saygı her şey unutulmaz, hatırlanır. Ebediyen Türk’üz; Türk olarak kalacağız.
Ne Mutlu Türk’üm Diyene!
Allah var, Kur’an var, Peygamberler var, vatan var, gençler var, ana-baba, evlat var!”