Özür diliyorum

FacebookTwitterGoogle+Paylaş

Hayatımın en güzel günlerini yaşadığım Üsküdar…

Kuzguncuk yokuşunun tam üst kısmında yer alan Fıstıkağacı semtinde geçti çocukluğum… Din, dil, mezhep ırk farklılığı olan birçok komşumuz vardı. Ermeni, Rum, Kürt, Laz, Alevi, Çerkez… Hepimiz o güzelim sokağın mütevazı evlerinde birlik, beraberlik ve sevgi içinde yaşardık.
Sabahları evimizin balkonundan, bakkal Laz Osman Amca’ya ekmek almaya giden, yaşı seksenin üstünde ve dudakları kırmızı rujlu Ermeni Madam Teyze’yi görürdük. Biz ona sabahları ekmek alabileceğimizi söylemiştik ama o, ısrarla kendisinin yürüyüş amaçlı evden çıkmak istediğini açıklamıştı. Okul çıkışında mahallenin bütün çocukları Madam Teyze’nin neredeyse yıkılmakta olan konağında soluğu alırdık. Çünkü Madam Teyze bize, Kürt Kuruyemişçi Civan Amca’nın dükkânından satın aldığı rengârenk akide şekerlerinden ikram eder ve kendisi kadar yaşlı olan piyanosuyla “Üsküdar’a Gider iken” şarkısını söylerdi. Biz de alırdık kendimize şeker ama Madam Teyze’nin ikram ettiği şekerlerin tadı bir başkaydı. İçinde sevgi vardı, onu yalnız bırakmadığımız için sonsuz minnet duygusu vardı o şekerlerde..

Ramazan aylarında, ortak bahçeye açılan apartmanımızdaki komşumuz Arsen Amca, eşi Margareth Teyze ve benimle yaşıt olan oğulları, ezan okunmadan oturmazlardı sofralarına… Bazı akşamlar, masaları birleştirip ezan eşliğinde iftar yemeği yerdik o dostluk bahçesinde… Dini bayramlarımızda bizi ziyaret gelirlerdi. Biz de onların kutsal günlerinde yumurtalar haşlayıp boyamak için davet ederdik. Ermeni komşularımızın çocuklarının vaftiz törenlerine davet edilirdik. Cuma günleri Ermeni Arsen Amca, Laz bakkalımız Osman Amca’nın namaza gidebilmesi için, bakkalda durma görevini üstlenmişti. Ve dükkanı teslim ederken de Laz bakkal Osman Amca’ya yarım Türkçesi ile “Tanri namazını kabul etsin” dileğinde bulunurdu.

Kocaman kamyonuyla cam şişelerde HAMİDİYE suyu satan Kürt (ismini hatırlamıyorum) Amca, mahallemizdeki Kürt, Alevi, Ermeni, Çerkez, Laz, Yahudi arkadaşlarımla şakalaştığı için gelmesini sabırsızla beklerdik. Onu çok severdik ve öldüğünü duyduğumuz gün sokağımızın kaldırımına dizilip hepimiz çok, hem de çok ağladık.

Sekiz çocuğuyla İstanbul’un taşından toprağından medet umarak gelen Kürt komşumuz Fatma Teyze’nin, her hafta pazar parası toplanırdı aramızda. Kürt Fatma Teyze’nin oğluyla kan kardeş olmuştuk Fethi Paşa Korusu’nda. İbrahim Tatlıses’in her gece sahne aldığı ve “Domdom kurşunu” türküsüyle Kuzguncuk’u inlettiği o gecelerde, Kürt kan kardeşim ve diğer Ermeni, Laz, Yahudi, Alevi arkadaşlarımla yaşadığım mutlu çocukluğum kaldı o koru’da..

Üsküdar Kız Lisesi’nin tam karşısında her okul çıkışı, mahallesinin çocuklarına bazen yarı fiyatına, bazen de bedava turşu suyu dağıtan Alevi turşucu Metin Amca’nın Alevi olduğunu, farklı tarihlerde oruç tuttuğu dikkatimi çektiği günlerde anneme sorduğumda öğrendim.

Yıllar sonra aslında çocukluğumun en güzel hatırasının, sokağımızdaki ilkokulun bahçesinde Laz, Kürt, Çerkez, Ermeni, Yahudi arkadaşlarımla, bayrağımızın altında İstiklal Marşı okurken, bütün mahallenin sessizliğe bürünüp dinlemesi olduğunun farkına vardım. Hiç kimsenin bu durumdan muzdarip olduğunu hatırlamıyorum. Ne Laz’ın, ne Kürt’ün, ne Alevi’nin, ne Ermeni’nin, ne de Yahudi ayakkabı ustası Şimon Amca’nın.

Elindeki lostrayı bırakıp, başı dimdik İstiklal Marşı’nı dinleyen Şimon Amca…

Ben büyüdüm… Çocukluğum da büyüdü, büyüyüp yozlaşmak zorunda kaldı. Büyürken savaşları öğrendim, ırkçılığı, ihaneti, hurafelerle ülke yönetilebileceğini, korkutulup bastırılarak pasifize edilmeyi, komşularımdan korkmayı, insanlara karşı önyargılı olmayı, doğayı şahsi çıkarlar için katletmeyi öğrendim.
Aynı mahallede el ele yaşadığım farklı dine, dile, mezhebe bağlı insanlara endişeyle bakmayı öğrendim. Toprağımın hangi hileyle, dış mihraklar mutlu olsun diye nasıl bölünebileceğini öğrendim. Bir cüppe ve bir takkeyle Müslüman olunup, tecavüzün mübah olabileceğini, namazın şartlarını uygularken hangi kamerayı takip etmem gerektiğini öğrendim. Mevlana’yı unutup, “kim olduğun önemli değil, senden sağlayacağım bir menfaatim varsa gel” demeyi öğrendim.

Çocukluğum… Senden özür diliyorum…
Ben seni unuttum. Ama sen beni unutma ve bana mahallemdeki kardeşlerimi al da gel. Vatanımın yüreği çok büyük, çok sevecen ve affedici…
Eski günlerimi al da gel…