Özgecan yaşamıyor artık

FacebookTwitterGoogle+Paylaş

Bu ülkedeki kadınların hikayeleri hep yarımdır ve üç aşağı beş yukarı hep birbirine benzer..
Anlamak için bu ülkede kadın olarak doğmuş olmak gerekir.
Hava karardığında telaşlanan adımları ..Toplu taşıma araçlarında en sona kalındığında enseden başlayıp tüm vücuda yayılan tedirginliği…Evde yalnız iken çalan kapıyı açmadan önceki huzursuzluğu ..Yiyecekmiş gibi bakan erkeklerin önünden koşar adım geçme telaşını sadece kadınlar anlar..
Gazetelerde kadın cinayetlerine alışkındır bu ülkenin kadınları.
Sevgilisinden, eşinden ayrılırken iki bıçak darbesi ya da bir kurşunla hayata veda eden …mahkeme kapılarında üç kuruş nafaka için sürünen..ekmek parası peşinde koşarken tacize uğrayan , yüzleri, gözleri mosmor sığınma evlerine düşen ..Daha onüçünde koskoca adamların koynuna sokulan çocuklara alışkındır.
Keskin bir öfkeyle aynı anda tek yürek olup sel gibi sokaklara akan kadınlara.. Acı ,isyan ve öfkenin gözyaşı olup kaldırımlara akmasına alışkındır.
Bıçak sırtında yaşamaya alışkındır bu ülkenin kadınları..
Namusları ,geçimleri ,onurları ve çocukları için ölmeye alışkındır..
“Gece olmasını istemezdim diyor “ bir tanesi.. ”Eşim alkol aldıktan sonra kendini kaybediyor sabaha kadar beni dövüyor “..
“Çocuklarım için dayağa değil ölüme giderim” diyor bir diğeri..
Daha iki gün önce yüzünde çocuksu bir neşeyle hayallerini anlatan Özgecan yaşamıyor artık. Bir yerlerde gülmüyor.. nefes almıyor.. Bir ana yüreği daha taşa kesti…Bir genç kızın hayalleri kan ve gözyaşına bulandı. Bütün hayatı üç vahşi hayvanın kirli pençeleri arasında aktı gitti..
Bu ülkede yaşayan kadınların İkiye bölünmüştür yürekleri..
Bir yarısına ışık vurmuş, diğerine gölge düşmüştür. Bir taraflarında hala küçük bir kız çocuğu saklanır.. öte taraflarında birdenbire büyümüş bir kadın…
Yaşamaktan çok ölmeye alışkındır bu ülkenin kadınları.

Sepil Ciritci