Minarenin kılıfı

FacebookTwitterGoogle+Paylaş

17 Aralık Büyük Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonunun bütün sanıkları tahliye oldu. Başbakanımız sayesinde ülkemizde özellikle hırsız ve rüşvetçiler için “adalet perisi” oldukça hızlı çalışıyor.

Ergenekon, Balyoz gibi davalarda yargılanan bilim adamları, üst düzey subaylar, gazeteci ve yazarlar kaçma ve delilleri karartma olasılığına karşı tutuklu yargılanırken bu “yeni yetme işadamları” güvenilir bulunup tahliye edildiler. Böylece hukuk karşısında herkesin eşit olmadığını toplum olarak bir kez daha yaşayarak öğrenmiş olduk!

 

Başbakan Erdoğan bu yolsuzluk ve rüşvet olayından oldukça rahatsız oldu! Yo, yanlış anlamayın; rahatsızlık yolsuzluk yapılmasından ve rüşvetin alınmasından değil, olayın duyulmasındandır. Yoksa rüşveti eksik getirenlere karşı nasıl ilkeli davranıp parayı tam alması gerektiğini telefonda oğluna sıkı sıkı tembihliyor. Kucağa oturacaklar diyerek argo lügatler parçalıyor.

 

Fetullah Gülen’le tesbih alış verişi yapacak kadar saf ve kandırılmış olan başbakan halk kültürümüzün hazinelerinden olan atasözlerinden yararlanmayı da bilemeyecek kadar yeteneksiz olduğunu gösterdi. Bir atasözümüz “Minareyi çalan kılıfını hazırlar” der. Bunlar kılıfı hazırlamadan çaldıkları için yakalandılar. Şimdi, İnternet Yasası, HSYK Yasası, MİT Yasası gibi değişikliklerle kılıf uydurmaya kalkıştı ki ne yapsa boşuna. Herkes, her şeyi o kadar ayan beyan gördü ki artık “Mızrak çuvala sığmıyor”.

 

Durum böyle olunca başbakan yeni yöntemlerle olayı örtbas etmeye, hedef saptırarak insanları uyutmaya çalışmaktadır. Bu konuda da başarısız sayılmaz hani! Aydınlık Gazetesi Yazarı Rafet Ballı’nın saptadığı gibi, kimileri Kabataş’ta görmediğine inanıyor ama televizyonlarda boy boy gösterilen paralara, para sayma makinelerine, kasalara ve ayakkabı kutularına inanmıyor!

 

Onun için sahte belgelerle 1960 yılında CHP’nin de hırsızlık yaptığını söylüyor. Kumpas diyor. Paralel yapı diyor. İnlerine gireceğiz, inlerini dağıtacağız diyerek en önemli müttefiklerini hayvan yerine koyuyor. O hayvan dedikleri ki “Ne istediler de vermedik” diyerek onlarla suç ortaklığı yaptığını zaten kendisi açıklamıştı. 2002’den beri her tuzağı, her kumpası, her ihaneti beraber yürütüp her seçimi beraber kazandığı suç ortağını şimdi yalnız başına suçlu gösterip kendini aklayıp kurtarmaya çalışıyor. Bu yetmezmiş gibi CHP ve MHP’yi Pensilvanya’dan emir almakla suçlayıp bunca sene kendisinin nereden emir aldığını da ikrar etmiş oluyor.

 

Siyasetteki sermayesi din tacirliği olan başbakan “Hamdolsun, İnşaallah, Allah yar ve yardımcınız olsun, Allahın izniyle, Yaradandan başka kimseden korkumuz yok, başörtüsü zülmü” gibi dini söylemlerle kendini dindar göstermeyi başardı. Böylece samimi dindarların oyuyla “Müslüman başbakan”dan sonra Müslüman cumhurbaşkanı da seçtirdi. Ama bu Müslüman görünenler iktidar uğruna birbirlerinin kuyusunu kazmaya başladılar.

 

İktidar hırsı, hırsızlık, yolsuzluk, rüşvet karşısında bu Müslüman görünenlerin tavrı insanların kendi dini inançlarını sorgulamasına yol açıyor; sosyal medyada “Bunlar Müslüman’sa ben değilim” yorumlarına neden oluyor. Papaza kızıp oruç yemek gibi bir şey bu…

 

Bu durumlar için söylenmiş atasözlerimizden ikisini daha anımsatarak konuyu bitirelim:

 

İş kişinin aynasıdır, lafa bakılmaz.

 

Minare de doğru ama içi eğri.