Meçhul zaman

FacebookTwitterGoogle+Paylaş

Günlerden bir gün… daha doğrusu hiçbir zaman öteleyemediğimiz gece karanlığının aydınlığa çaldığı, kargaların kahvaltısının henüz kursaklarına düşmediği saatler,…

İnsanı çok çok zorlayan, şu sıcak yataktaki yatay konumdan dikey konuma geçebilmek,… vücut tümüyle yatağa zamklanmış gibidir, haliyle ayrılmak da zordur hani,…

Gece, kimi insanlara, türlü hayvanlara ve ekosistemdekii diğer canlılara yaşattığı sürprizlerden ( kimi canilik yapar katil olur, kimi av olur avcısının ağzında, kimileri de bir köprünün altı ısıtamadığı soğuk mekanıdır,… bir şarkı sözünün aksine “bu devran hep böyle sürüp gider”,… anadan üryan, babadan yokluk,… ) ziyade ayrıca bir avantaj da sunar bizlere,… gündüzken kirlenen havayı temizlemek gibi,… ve bu işin uzmanı ağaçlar,… “yeşil dokuya” onca ihanetimize rağmen, sadakat konusunda hiç kusur işlemez, o da ayrı bir makale konusu…

Heyhat,… kıymet bilmeyen bizlere ne güzel bir nimet,…ve o, kısmi olarak temizlenmiş havayı sabahın o kör vakitlerinde olabildiğince çekneli ciğerlerinin en ince bronşcuklarına,… kirlenen kanınızı da bir güzel temizlemeli,…
İşte çoğu zaman farkında olmadan “öylesine” yaşadığımız “böylesine” bir sabahta;…
Çetin, her zamanki gibi eşi Canan’ la vedalaşıp kapıya yönelmişken,… aniden karar değiştirip, çocukların odasına doğru yürüdü. Nedenini kendisinin bile bilemediği, anlamsız bir tavırla. Bir daha görememe korkusu muydu acaba içine doğan ya da istem dışı hareket mi, açıklanamayan,… bir an, uyuyan çocuklarına uzaktan bakarken, henüz dinlenmiş, “tan vakti” serinliğini ve duruluğunu yaşayan nöronlarıyla ötelere gitti, hafiften düşüncelere daldı,… kendi çocukluğunu hatırladı…

Daha beş yaşındayken, trafik kazasında hem babasını hem de annesini kaybetmesi,… çocukluğunu yetim ve öksüz geçirmenin dayanılmaz acısını hissetti, yüreğinin yanmış, küllenmiş bir köşesinde…

Hoş, bunu bir yaşayan bilirdi, bir de yaşatan,… ne anlatabilir, ne de tam olarak anlaşılır…

Böylesine saklı düşüncelerle çocukların yanlarına gelerek, önce kızı Aylin’i sonra oğlu Taylan’ı alınlarından öptü,… öyle ya; insan ne için yaşar ki,… eşi, çocukları, sevdikleri için,… aile yoksa, çocuklar yoksa, sevdikleri, sevenleri yoksa… hayat da mütemadiyen darmadağın oluyor,… her an bir kabus, karabasan görüntüsünde,…

Çetin, çocukları odalarında bırakıp, dış kapıya doğru yöneldi. Bu kez eşine sıkıca sarılarak vedalaştı,… “Haydi, Allah’a emanetsiniz” cümlesiyle,… Merdivenlerden indi,… sekiz, dokuz adım gittikten sonra, arkasını dönüp el salladı, içinde varolan derin bir özlemle,…
….
Bugün, yarın, belki de kıyamete kadar sürecek bir masal,… ekmek kavgası, iş telaşı, çocukların geleceği, mutlu bir aile özlemi… bu çetrefilli hengamede hayat mücadelesi…

Çetin’e ne mi oldu?… bugünlük birşey olmadı,… çalıştı, ter akıttı, karşılığını pek alamasa da “HELALİNDEN” kazandı…

İşe giderken tinerci çocukların hışmına uğramadı, iş kazası geçirmedi, sudan yemekten zehirlenmedi, iş çıkışı trafikte sorun yaşamadı,… tatlı yorgunluğa değerdi, ailesine kavuşmanın huzuru bir başka güzeldi… ama sonrası, yarınlar,… zamanın ne getireceği meçhuldü Çetin’ e, ailesine, diğerlerine ve bizlere,… hele de, insanlığın açmaza girdiği bu süreçte,…!!!
…..
Mustafa KAYHAN,…