Kürt, Türk’ün düşmanı mıdır?

FacebookTwitterGoogle+Paylaş

Başka bir soru sorayım sizlere: “İngiliz’ler Fransız’ların düşmanı mıdır?”

Büyük çoğunluğunuzun ‘ne münasebet, ne alâka’ dediğinizi duyar gibiyim. Ama tarihe bakınca bunların birbirine halâ düşman olması gerekir. Örneğin, İngiltere ile Fransa tarihe ‘Yüz yıl Savaşı’ (1337-1453) olarak geçen savaşta tam 116 yıl boyunca durmaksızın savaşmışlar.

Ya, Fransızlar ile Ruslar? Avusturyalılar, İspanyollar? Sizce dostlar mı, yoksa düşman mı? Yine büyük çoğunluğunuz ‘dost’diyorsunuz değil mi? Oysa ki, 1800-1815 arası yaklaşık 15 yıl süren savaşta birbirlerini resmen boğazlamışlar. Napolyon önderliğindeki Fransa ve müttefikleri 1 milyon, Rusya 400 bin, Prusya 200 bin, İspanya 300 bin, Birleşik Krallık (İngiltere) 312 bin olmak üzere 1 milyon siville birlikte bu savaşta yaklaşık 3,5 milyon insan ölmüş şu medeni! Avrupa’da.

I. Dünya Savaşı’nda (1914-1918) Almanya, Avusturya Osmanlı İmparatorluğu, İngiltere, Fransa ve Rusya savaşırlar. Sivil kayıplarla birlikte yaklaşık 20.000.000 (yazıyla yirmi milyon) insan ölür.

Bunca ölümün üstüne insanlık akıllanmış mı? Tabii ki, koskocaman bir HAYIR! Bu sefer II. Dünya Savaşı’nda (1939-1945), Almanya, İtalya, Japonya, İngiltere, Fransa, Polonya, SSCB, ABD ülkeleri vardır.  Çok büyük bir kıyım yaşanır, 60 milyon civarında insan yok olur gider. Ne uğruna? Kendini herkesin her şeyin üstünde gören bir ruh hastasının, Hitler’in kişisel ihtirasları uğruna. (Türkiye Cumhuriyetini bu saçma savaşa sokmayarak çocukları babasız bırakmama başarısı gösteren, büyük devlet adamı İsmet İnönü‘yü rahmet ve minnetle anıyorum. M.A.)

Norveç İlimler Akademisinin araştırmasına göre, 5 bin yıllık insanlık tarihinin yalnızca 292 yılı savaşsız geçmiş. İnsanlar M.Ö. 3600 yılından bu yana 14 bin 361 kez savaşmışlar. Bu savaşlarda 3 milyar 640 milyon insan ölmüş. Sadece 20. yüzyılda 250 milyon insanoğlu hayatını kaybetmiş.

Şimdi gelelim asıl soruya:

“Kürt Türk’ün, Türk Kürt’ün düşmanı mıdır?”

Yukarıda özetlemeğe çalıştığım tabloya bakınca, insanlık ve Anadolu tarihi incelenince kesinlikle değiller. Olamazlar da.

O zaman nedir bu yaşadıklarımız?

Bugün yaşadıklarımız, düne kadar birbirini boğazlayan ve şimdilerde dost ve müttefik görünen güçlerin bu topraklarda bir nevi savaşmaya devam etmeleridir. Yani; ABD, Almanya, İngiltere, Rusya ve Fransa’nın emperyal amaçlarını gerçekleştirme, Anadolu ve Ortadoğu’da egemenlik kurma çabalarıdır bugünlerde yaşadıklarımız. Tek fark vardır, artık akıllanmışlardır. Kendi askerlerini ateşe atmazlar. Kendi insanları ölmesin diye kuklalar kullanırlar.

Aslında senaryosu çok eski bir oyundur bu. Kuklalar değişse de, ipleri ellerinde tutanlar aynıdır. Bu oyun önce, 1919 yılında Yunan askeri kullanılarak sahnelenmek istendi. Güya Yunan Anadolu’yu işgal etti. Sanıyor musunuz ki, eğer Yunan işgali başarılı olabilseydi, bu toprakları onlara bırakırlardı. Bereketli Anadolu topraklarını Yunan’a yedirirler miydi? Tabii ki hayır.

İşgal bir kumardı ve Çanakkale’de ağzının payını alanlar, kendi askerlerinin yerine saf Yunan halkını sürdüler ateşe. Senaryoyu yazanlar sonuçtan emindi. Türk ve Yunan ölecek, bu topraklar ipleri elinde tutan efendilere kalacaktı. O gün Yunan askeriydi can veren, yani kukla olan.

Fakat, birini hesaba katmamışlardı: Mustafa Kemal ATATÜRK.

Atatürk bu topraklara barış ve özgürlük getirdi.  Onlar açısından daha kötüsü, mazlum milletlere umut oldu. Gandi‘nin bir sözü var, çok severim: “Mustafa Kemal İngilizleri yenene kadar, Tanrı’yı da İngiliz zannediyordum” der.

Kendilerini efendi zannedenler, Lozan’da karizmayı çizdirmişlerdi.Yıllarca  maşaları vasıtasıyla bize Atatürk’ü yasaklamaya, unutturmaya çalıştılar ama onlar bu yenilgiyi hiç unutmadılar. Bugünler 1923’ün ve 1939’un (II. Dünya Savaşı’na girmememiz) rövanşlarıdır. Gençleri kandırıp kukla yapan ve ipleri ellerinde tutanların oyunudur bugün yaşadıklarımız.

Türk ve Kürt insanlık tarihinin hiç safhasında düşman olmamıştır ve savaşmamıştır. Ülkesi, töresi, bayrağı ve ülküsü bir’dir. Bir olmalıdır.

Kürt genci kanma! İster dağda, ister ovada, ister mecliste veya ister en yüce makamlarda olsun, kuklalara kanma. Birilerinin maşası olma. Sana; “şusun, busun, sen farklısın, dilin başka, adın başka” diyenlere aldanma, çünkü kendini ne olarak tanımlarsan tanımla, sen “Ne mutlu Türk’üm diyene!” özdeyişinde ruhunu ve özünü bulmuş Türkoğlu Türk’sün.

Sanma ki; sana akıl verenler üzülür, sen öldükçe. Yine biz üzülürüz arkandan, salân yine bu topraklarda verilir. Asker kardeşin şehit olur belki ağlarız ama senin de leşin dağlarda kalır. İplerini ellerinde tutanlar seni hemen unutur, yerine bir başkasını bulur. Ağıtlar bu topraklarda yakılır, sanma ki senin ölümün Londra’nın, Paris’in umurunda olur.

Unutma ki; Vatana ihanetin nedeni olmaz, bedeli olur!

 

İZMİR, 15 Eylül 2015.

Mehmet Atak Tüm Yazılar

Yorum Yaz