Kısa kısa ….

FacebookTwitterGoogle+Paylaş

Beceriksizlik…

İnsan okudukça, araştırdıkça nasıl ilginçliklerle karşılaşıyor,…

Şu hırsızlık olayı mesela;… ((yok yok, gündem tamamiyle “tevafuk”,…))

Doktorun biri, bilim insanı Einstein’ ın öldükten sonra beynini yürütmüş,… ve onun sonrasında, bizimkilerin geçen yıllarda rahmetli olan Vehbi Koç’un mezarındaki kemiklerini çalarak, ailesinden fidye istemeleri,… iki farklı hırsızlık; ilki bilimsel bir araştırma için yapılmış,… ikincisinde ise maddi bir çıkar sözkonusu,…

Dlyeceğim odur ki; hırsızlığın da bir “karakteri” olmalı,… insanlığa, evrensel bilime, doğaya bir ışık saçmalı… öyle değil midir sizce de???,…!

…..

Yani biz bu işlerin en pisini bile beceremiyoruz,.. hep kendi kesemiz, hep şahsi kemâlat,…

 

En tehlikeli insan

Herşeyi boşverin,… ekmek,… büyüme!!! rakamlarına rağmen, çok zorlaştı,… ( büyümenin, yatlara, katlara, yalılara oradan da, plazalar istikametinde olduğu ne kadar da aşikâr),…

,….

Üzerine perde çekilen gerçek gündem,…

,….

Teröristi geçtim, bence en tehlikeli insan, evine ekmek götüremeyen insandır,… ve bitaraf olan değil, “işsiz kalan bertaraf olur”,… unutulmamalı,…!!!

 

Aynaya bakmak

Şu kahreden “kıskançlık” değil midir?… ilk cinayetin, ilk vahşetin ve ilk kardeş kanının sebebi,… kalu beladan şimdiki zamana, bugünlere değin,… üstüne bir de, nifak tohumları da ekilince insanlığın bahçesine,… ne iinsanın tadı kaldı, ne de yaşanılacak hayatın,… şarkı sözü gibi hani;… “kendin ettin, kendin buldun”,… bitmiş bir şekilsizlikle suçluyu aramaktansa, “aynaya bakmak” daha akıllıca,…!!!

 

 

 

Keşke…

Sarhoşken gülmenin fiziksel görüntüsü ne kadar hoş oluyormuş,… insanın yalın, tek düze hali,… aldatma mı aldanırken bilinmez,… ama,… gerçek olanı yaşamak; kalbini kararta kararta, Neyzen’e atıfta buluna buluna,… edebiyatın kökünden can suyunu çekerek,… tebessümle vücut bulmuş simayla yapılan sanatın, felsefenin ya da sosyolojik bir çıkarımın hiçbir önemi yok,… beni kahredip üzen, haddiini aşmış sesler, kelimeler, kuralsız cümlelerde değil aslında,… asıl mühim olan şu ki; şekilsiz dürtülerle kendimize olduğumuz gibi, diğerleri için de aynı tavrı takınabilsek keşke,… ama nerde?,… ve, “tekâmül” diyorum,… hâlâ bize çok çok uzak,… işin daha da ilginci; ufuklarda arıyoruz onu,… gerçi “aramak”; terleten, bize fazladan bir eylem,… hiç ama hiç gereksiz,… velhasıl; o muhteşem olgunun yanıbaşımızda, kendi içimizde olduğunu bilmeden,… ne kadar “yaşamak”sa işte,…

 

Ya tutarsa

Saklı kentlerde mecburen kabuğuna çekilirken insan,… netameli uzun ellerle birilerinin hakkı gaspediliyordu her zamanki gibi; düşsel sözler, ampirik işler, karizmatik imzalarla,… hiç düşünmüyor, aklının bir köşesinden dahi geçmiyordu; ” o koltuk kayıp gidecek altından, ansızın bir gün”,… hesap vardı, hesap,… hiçbir zaman ötelenemeyecek,… kara deftere geçmiş, mahalle bakkalınınkine hiç benzemeyen,…

halbuki ne hoş olurdu; koma halli vicdanını, öfkeli bir poyrazın önüne katıp yol verseydi, coğrafyası bozuk, kendi güzel gelincik tayfasına,… örnek alınıp işaret parmağıyla gösterilecekken,… ne yazık ki, kendisini kendi ikbâliinde kaybediyordu,…

ve,… farkında olmak mı???… cinnetik, sapkın halinin ve ayarsız balansının hiç bir ehemmiyeti yoktu; “ehli dünya keyfine” keyif katsın, masalar meylerle donatılsın. Buna karşın saflar sık tutulsun,… tutulsun ki; şeytan aradan sızıp, “sözde” sahih insanımıza vesvese vermesin,… sınırsızca sakıncalı haller varken, bir tek onu görüyorduk zaten,… umarsızlığın, kayıtsızlığın ve tutarsızlığın en bahtsız anlarında,…

öte yandan,… olmaz denilen ama “titanik” olgusuna eşdeğer bir pozisyon,… o devasa yapıyı ikiye bölen bir aysberg,… karada ne işi var dememeli,… mizahın ustası Hoca Nasrettin’in dediği gibi: “ya tutarsa,”…!!!