Ay… Ama Dolunay olmalı

Aylardan Mayıs… Babamla, her zamanki gibi sabah sefamızdan dönüyoruz evimize. Yine koşmuşuz, eğlenmişiz, yorulmuşuz yollarda… O bana hayat hikayeleri anlatmış, ben onu dinlemişim hayret ve gururla. Yine çiçekler toplamışız yol boyu; yine çok mutluyuz ikimiz… Ama bir tuhaflık var o gün babamın gözlerinde. Solgun bakıyor sanki, arada bir yüzü ekşiyor[…]

İçten içe…

İçten içe işgal ediliyoruz! İçten içe soyguna uğruyoruz! İçten içe sağlığımızla oynanıyor! İçten içe öldürülüyoruz! İçten içe ötekileştiriliyoruz! İçten içe dinsizleştiriliyoruz! İçten içe fakirleştiriliyoruz! İçten içe aşağılanıyoruz! İçten içe cahilleştiriliyoruz! İçten içe barbaştırılıyoruz! İçten içe ruhsuzlaştırılıyor, robotlaştırılıyoruz! İçten içe…! Ama kariyerimiz, yaşam şartımız, ideolojik düşüncemiz ne olursa olsun tüm bu[…]

Serzeniş

Bu sabah, hararetle çalınan kapı ziliyle uyandım. Apar topar koşup kapıyı açtığımda, Nezihe Teyze’yi karşımda tüm içtenliği ile gülümser vaziyette buldum. Elindeki dosyayı bana uzatırken elleri titriyordu. Gözlerimin içine dolu dolu bakarken, bir yandan da nefesini toplamaya çalışıyordu. Birden gür bir sesle: “Duydum ki yazar, çizermişsin sen bir yerlerde… Al[…]

Dem

Hadi ahkam keselim!!! Dem vuralım edebiyattan başlayıp… İnce eleyip sık dokuyalım tarihi, Felsefe yapalım gelmişine geçmişine, Günah keçisi bulalım birer tane… Hesap soralım yedisinden yetmişine… Neyzen çalsın bir yandan, Bol küfürlü ezgisiyle… Aziz Nesinler, Uğur Mumcular anılsın, Can kurşunda sezgisiyle… Bol cebirli hesap olsun, Ömür kaç karıştır, mezar kaç karış?[…]

Yağmurun elleri

Omuzumda küçücük bir şey… Elleri, ayakları küçücük…  Kendi ellerime bakıyorum; ellerim büyümüş benim. Büyümüşüm ben. Anne olmuşum. Omuzumdaki bu küçük insan benim; bana ait; benden bir parça… Sarılıp gülümsüyorum ona. Birden alıyor onu benden hemşire… Benden biraz ayrı kalması gerektiğini söylüyor. O an içime bir ateş düşüyor. İçimden bir şeyler[…]

O ağacın altı…

Uzun kıvırcık saçlarımı her sabah bin bir kıyametle tarayıp o kocaman kolalı kurdeleyi tepeme yerleştirmesi, annemin her zaman ki gibi yoğun olacak yeni gününün ilk işiydi. Hep bir hengamesi, hep bir koşuşturması olan annemin beni apar topar okul yoluna koyması ile başlayan, benim yeni günüm… İlk işim arkadaşım Nurcan’ı karşılamak[…]

Seyit Onbaşı’dan Mektup

“Mektubuma başlamadan evvel büyüklerimin emektar ellerinden, küçüklerimin yaşlara gark olmuş gözlerinden öperim. Nasıl olduğunuzu sormayacağım; ben görüyorum buradan her şeyleri… Her olan biteni izliyorum akciğerlerime yenik düştüğümden beri… Koca mermileri kaldırdı da bu bedenim; bir hastalıkla baş edemedi işte… Düşündüm ki, devletin polisi sizden yana her dara düştüğünde kökten kazımak[…]

İstanbul seni tanıyacak… Söz veriyorum (5)

“Artık beni tanıyolar be yaaa!” diyor gülümseyerek. Gözlerindeki orman öyle bir yeşeriyor ki, yaprak yaprak açıyor gözbebekleri… Atık yağları değerlendiren firma yetkililerinden haber geliyor: “Tesisimizin zemini kaygan olduğundan, talep ettiğiniz ziyaretin gerçekleşmesi mümkün değildir”??? Sınıfa bildiriyoruz bu durumu… Orman gözlü çocuk bana kızıyor: ”Verdiğin sözü tutmadın, götürmüyorsun bizi oraya!” Başım[…]

İstanbul seni tanıyacak… Söz veriyorum (4)

“Zeytin gözlü kız”, bir zamanlar bir yerlerde “orman gözlü çocuk”un bana baktığı gibi bakmış birilerine…  ……………………………………………………………….. O günün akşamında, bütün gece orman gözlü çocuğu düşünüyorum. Etkinliğe katılmamış olması ağırıma gidiyor. Belli ki bana inanmamış. Ertesi gün sabahın erken saatlerinde, soluğu o mahallede alıyorum. Daha köşeyi döner dönmez, bir sürü çocuk[…]

İstanbul seni tanıyacak… Söz veriyorum (3)

İstanbul tanıyacak seni… Bugün de tanıyacak, yarın da tanıyacak… Sözzz sana…” ………………………………………………….. Toplantı sonucunun olumlu olduğunu düşünmek isteyerek müdürün odasından çıkarken, çıkış kapısında badem bıyıklı müdür yardımcısıyla karşılaşıyorum. Yanında ona benzeyen bir adam daha duruyor. Bana bakıyorlar dik dik… Verdiğim selamı yarım yamalak alıyorlar. Orman gözlü çocuk gibi “öteki” hissediyorum[…]