Kanser nedeniyle alınmış memenin yeniden oluşturulması

FacebookTwitterGoogle+Paylaş

Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türüdür ve tüm kanserlerin yaklaşık üçte birini oluşturur. 50 yaş üzerindeki her 8 kadından birinin meme kanserine yakalandığı bildirilmiştir. Son dekatlarda erken tanı ve tedavi yöntemlerindeki ilerlemeler bu kanser sonrası kür ve sağkalım oranlarını da belirgin şekilde arttırmıştır.

Meme çağlar boyunca kadınlık ve dişiliğin simgesi olagelmiştir. Meme kanseri nedeniyle memesi alınmış hastalar iyileşme sonrası fiziksel iyilik haline kavuşsalar da yaşamlarının kalan kısmında hayat kalitesini azaltan belirgin psikolojik etkilere maruz kalırlar. Bunlar arasında beden algısında bozulma, kendini eksik hissetme, özbenlik değerinde kayıp, sosyal ve özel ilişkilerdeki problemler sayılabilir. Oluşan deformite, fizik ve seksüel aktivitelerin yanı sıra basit günlük giyecek seçimlerini dahi kısıtlar.

Toplumumuzdaki inanç ve değer sistemindeki yanlış algılamalarla şekillenen “kaderimde varsa yaşanacaktır” şeklindeki yaklaşım, birçok hastayı ömrü boyunca ağır psikolojik acılarla baş başa bırakmaktadır. Oysa kaderimizi belirleyen yaptığımız seçimlerdir. Durumun ruhsal ve bedensel etkilerini gördükten sonra kaybedileni kazanma ve durumu düzeltme çabasına girmek ve bunun için elinden geleni yapmak da bu noktadaki seçimimiz olmalıdır.

 

Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı memenin kanser sonrasında alınmasını takiben yeniden oluşturulması için uğraşan daldır. Bugün dünyanın dört bir yanında bu ameliyatlar rutin cerrahi prosedürler halini almıştır ve uygulanma sıklıkları da giderek artmaktadır. Kanserli meme dokusunun genel cerrahlarca uzaklaştırılmasını takiben meme dokusu“hemen (immediate)” (hasta ameliyat masasından kalkmadan) ya da radyoterapi ve kemoterapi tedavisinin tamamlanmasının akabinde “gecikmiş (delayed)”şekilde rekonstrükte edilebilir.

Rekonstrüksiyon için değişik seçenekler tanımlanmıştır. Bu amaçla hastanın ya kendi dokuları (otojen) ya da protezler (alloplastik) kullanılır. Seçilecek yöntemi hastanın tercihi, mevcut dokuların durumu, cerrahın usta olduğu teknik, karşı memenin durumu, hastayla ilgili faktörler (yaş, obezite, sigara içimi, daha önce geçirilmiş ameliyatlar..vb)belirler. Cerrahi öncesinde seçenekler hastaya sunularak tek tek tartışılır ve seçim yapılır.

Protezler halk arasında “silikon” adıyla da anılır. Silikonun kanser yapıcı etkisi bulunmamaktadır yanı sıra herhangi bir sebeple tekrarlayan kanserin saptanmasına engel olmaz, nüksetmiş kanserin ilerlemesine de olumsuz etkisi yoktur. Bu teknik karşı memesi küçük ve sarkıklık bulunmayan hastalarda tercih edilir. Karşı memesi büyük hastalarda bu yöntem seçilecekse simetriyi sağlamak için karşı memeye küçültme cerrahisi de yapılmalıdır. Ancak bu tür hastalardaki seçimimiz memeyi sıklıkla hastanın kendi dokularından oluşturmaktır. Hastanın vücudunun değişik bölgelerinden yağ ve cilt veya kas, yağ ve cilt dokusu alınarak yeni meme dokusu oluşturulur. Bu bölgeler arasında karın, sırt kalça, uyluk ve bel bölgeleri sayılabilir. Ancak verici alanda belirgin bir deformite yaratmadığından ve eş zamanlı fazla yağları uzaklaştırarak kontur da şekillendirilebildiğinden en sık karın dokusu tercih edilir. Karın dokusu az olan zayıf hastalarda sırt kası protezle kombine edilerek kullanılabildiği gibi, kalça bölgesi de bir seçenek olabilir. Rekonstrüksiyondan sonraki 3-6 ay içinde meme ucunu da başarıyla oluşturabilecek teknikler de mevcuttur.

Bu tür ameliyatlar memenin alınmasından seneler sonra dahi güvenle yapılabilmektedir. Dileğimiz, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi bu tür ameliyatların ülkemizde ve ilimizde artarak uygulanması ve toplumsal farkındalığın artmasıdır. lde arttırmıştır.
Meme çağlar boyunca kadınlık ve dişiliğin simgesi olagelmiştir. Meme kanseri nedeniyle memesi alınmış hastalar iyileşme sonrası fiziksel iyilik haline kavuşsalar da yaşamlarının kalan kısmında hayat kalitesini azaltan belirgin psikolojik etkilere maruz kalırlar. Bunlar arasında beden algısında bozulma, kendini eksik hissetme, özbenlik değerinde kayıp, sosyal ve özel ilişkilerdeki problemler sayılabilir. Oluşan deformite, fizik ve seksüel aktivitelerin yanı sıra basit günlük giyecek seçimlerini dahi kısıtlar.
Toplumumuzdaki inanç ve değer sistemindeki yanlış algılamalarla şekillenen “kaderimde varsa yaşanacaktır” şeklindeki yaklaşım, birçok hastayı ömrü boyunca ağır psikolojik acılarla baş başa bırakmaktadır. Oysa kaderimizi belirleyen yaptığımız seçimlerdir. Durumun ruhsal ve bedensel etkilerini gördükten sonra kaybedileni kazanma ve durumu düzeltme çabasına girmek ve bunun için elinden geleni yapmak da bu noktadaki seçimimiz olmalıdır.
Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı memenin kanser sonrasında alınmasını takiben yeniden oluşturulması için uğraşan daldır. Bugün dünyanın dört bir yanında bu ameliyatlar rutin cerrahi prosedürler halini almıştır ve uygulanma sıklıkları da giderek artmaktadır. Kanserli meme dokusunun genel cerrahlarca uzaklaştırılmasını takiben meme dokusu“hemen (immediate)” (hasta ameliyat masasından kalkmadan) ya da radyoterapi ve kemoterapi tedavisinin tamamlanmasının akabinde “gecikmiş (delayed)”şekilde rekonstrükte edilebilir.
Rekonstrüksiyon için değişik seçenekler tanımlanmıştır. Bu amaçla hastanın ya kendi dokuları (otojen) ya da protezler (alloplastik) kullanılır. Seçilecek yöntemi hastanın tercihi, mevcut dokuların durumu, cerrahın usta olduğu teknik, karşı memenin durumu, hastayla ilgili faktörler (yaş, obezite, sigara içimi, daha önce geçirilmiş ameliyatlar..vb)belirler. Cerrahi öncesinde seçenekler hastaya sunularak tek tek tartışılır ve seçim yapılır.
Protezler halk arasında “silikon” adıyla da anılır. Silikonun kanser yapıcı etkisi bulunmamaktadır yanı sıra herhangi bir sebeple tekrarlayan kanserin saptanmasına engel olmaz, nüksetmiş kanserin ilerlemesine de olumsuz etkisi yoktur. Bu teknik karşı memesi küçük ve sarkıklık bulunmayan hastalarda tercih edilir. Karşı memesi büyük hastalarda bu yöntem seçilecekse simetriyi sağlamak için karşı memeye küçültme cerrahisi de yapılmalıdır. Ancak bu tür hastalardaki seçimimiz memeyi sıklıkla hastanın kendi dokularından oluşturmaktır. Hastanın vücudunun değişik bölgelerinden yağ ve cilt veya kas, yağ ve cilt dokusu alınarak yeni meme dokusu oluşturulur. Bu bölgeler arasında karın, sırt kalça, uyluk ve bel bölgeleri sayılabilir. Ancak verici alanda belirgin bir deformite yaratmadığından ve eş zamanlı fazla yağları uzaklaştırarak kontur da şekillendirilebildiğinden en sık karın dokusu tercih edilir. Karın dokusu az olan zayıf hastalarda sırt kası protezle kombine edilerek kullanılabildiği gibi, kalça bölgesi de bir seçenek olabilir. Rekonstrüksiyondan sonraki 3-6 ay içinde meme ucunu da başarıyla oluşturabilecek teknikler de mevcuttur.
Bu tür ameliyatlar memenin alınmasından seneler sonra dahi güvenle yapılabilmektedir. Dileğimiz, gelişmiş ülkelerde olduğu gibi bu tür ameliyatların ülkemizde ve ilimizde artarak uygulanması ve toplumsal farkındalığın artmasıdır.