İstanbul seni tanıyacak… Söz veriyorum (5)

FacebookTwitterGoogle+Paylaş

“Artık beni tanıyolar be yaaa!” diyor gülümseyerek. Gözlerindeki orman öyle bir yeşeriyor ki, yaprak yaprak açıyor gözbebekleri…

Atık yağları değerlendiren firma yetkililerinden haber geliyor: “Tesisimizin zemini kaygan olduğundan, talep ettiğiniz ziyaretin gerçekleşmesi mümkün değildir”???
Sınıfa bildiriyoruz bu durumu… Orman gözlü çocuk bana kızıyor:
”Verdiğin sözü tutmadın, götürmüyorsun bizi oraya!”
Başım önümde cevap veriyorum:
“Onlar tutmadı sözünü, ben değil…”
Etkinlik bitiminde yanıma geliyor:
“Üzülme be yaa… ben biliyom kimin kaypaklık yaptığını!” diyor yaprak yaprak gülerek gözlerinin içi… Sarılıyoruz birbirimize…

…………………………………………………………

Artık her şey tamam… Büyük gün…
Okul idaresinin daha önceden koşmuş olduğu şartlara uyarak, okulun Serbest Etkinlik derslerinde yaptıkları çalışmalarla birleştirilecek olan Şenlik Günü” geldi çattı…
Gönüllüler, okul binasının girişindeki büyük koridora, çocukların tüm “eser”lerini sergiliyorlar harıl harıl…
Okulun bahçesi cıvıl cıvıl… Çocuklar heyecanlı; gönüllüler onlardan daha heyecanlı… Zafer bizimdir!!!
……………………………………………………….

Açılış konuşmasının ardından ben davet ediliyorum kürsüye:
“ İlköğretim çağı çocuklarımızın Cumhuriyetimizin temel ilke ve değerlerine bağlı, akılcı, sağduyulu, özgüven sahibi, düşünen, sorgulayan, kendi iç yaratıcılığını harekete geçirebilen, barışçı, farklı düşünce ve inançlara saygılı, insan ilişkilerinde cinsiyet, ırk, din, dil farkı gözetmeyen bireyler olarak yetişmesine katkıda bulunmak için buradaydık. Ve elimizden geleni yaptık.
Bizlere manevi desteklerini esirgemeyen, emeklerimize saygı duyan tüm velilerimize teşekkür ediyorum öncelikle…
Bizlere güvenen, etkinliklerimize her hafta muntazam olarak gelen tüm çocuklarımıza sevgilerimizi sunuyoruz…” diye başlıyorum konuşmaya… Ardından gayet alaycı bir gülümsemeyle gözlerimi dikiyorum protokoldeki okul idare ve onların sözünden çıkamayan birkaç öğretmene… Sesimi yükselterek:
“Özellikle de okul müdür yardımcıları …… Bey ve …… Bey’e buradan şükranlarımı sunuyorum; bizlere destek çıkıp, her türlü kolaylığı sağladıkları için…”
Birbirlerine bakıyorlar şaşırarak; neyse ki, biri diğerinden daha onurluymuş;  başını öne eğerek alttan alttan utanarak bakıyor bana…
Ve kürsüden sesleniyorum çocuklarıma:
“Benimleeee Oynar mısııınnn?”
Tüm okul söylüyor Bülent Ortaçgil’in şarkısını, neşeyle…

……………………………………………………………….

Şenliğin ilk gösterisi, sevgili Yaşar abimizin çalıştırdığı perküsyon orkestrası ve dans grubu oluyor.
Zeytin gözlü kız tutamıyor kendini, o da oynuyor bir kenarda gururla… Bir bayan öğretmen fısıldaşıyor yanındakiyle; bakışlarından anlıyorum ne konuştuklarını. Aşağılıyorlar zeytin gözlü kızı gözleriyle. Ben de başlıyorum oynamaya; hem de iki öğretmenin yüzlerine küfredercesine bakarak: “Çiçekçi kııııızzzz, baaak banaaa…”
Ben mutlu, zeytin gözlü kız mutlu, rengarenk giyinmiş Roman Dans Ekibi mutlu…
…………………………………………………………

Şenliğin tam bitimine yakın, protokol ayaklanıyor. İlçe Milli Eğitim Müdür Yardımcısı ve Kaymakam teşrif ediyor. Birkaç dakika sonra, okulun müdürü yanıma geliyor ve perküsyon orkestrasının ve dans gurubunun, kaymakamın emri üzerine yeniden sahne almalarını istiyor. Orman gözlü çocuk bağırarak:
“Emredersin be yaaa! Biz şarkı çalışacaz, salonu istiyoz derken kaymakam mı vardı yanımızda. Çalmak istemiyoz artık biz, kızlar da çok yorgun düştü be yaaa!”

……………………………………………………..

Bizler orada vazifemizi başarmanın mutluluğuyla ayrılırken, aynı anda baş protokol de terketmeye hazırlanıyor okulu. Bir anda ortalık karışıyor; baş protokol dakikalarca bizlerin okulu terketmemizi beklemek zorunda kalıyor.
Çünkü okulda ne kadar öğrenci ve veli varsa darbukalar eşliğinde, göbeciklerini ata ata sokağın sonuna kadar sevgiyle uğurluyorlar:
“Bizi sakın unutmayasız! Gelin epppiniz eerrr zaman be yaaa…”

…………………………………………………….

Birkaç ay sonra Kadıköy’de, sokaktaki masalarda balık yiyoruz dostlarla. Darbuka sesleri yükseliyor kulağımın dibinde. Ve o şarkı:” Çiçekçi kıııızzz, baaakkk banaa!”
Dönüp bakıyorum; orman gözlü çocukla göz göze geliyoruz. Sarılıyoruz yine sımsıkı. Masama davet ediyorum:
”Sen olmazsan oturamazdım be yaa!” Yanımda sen varsan İstanbul beni tanıyor, öbür türlü savuruyor yerlere abblammm.”diyor yaprak yaprak bakarak gözleri yine ve garsona sesleniyor:
“Bak bir bana be yaaa… Gazoz isterim kutulusundan! Soğuk olsun.”
Garson bakıyor yüzüme manasızca… Orman gözlü çocuk daha yüksek sesle bağırıyor bu sefer:

“Ne bakarsın abblama? Bütün İstanbul tanır beni! Sen tanımadın mı be yaaa?”