İstanbul seni tanıyacak… Söz veriyorum (4)

FacebookTwitterGoogle+Paylaş

“Zeytin gözlü kız”, bir zamanlar bir yerlerde “orman gözlü çocuk”un bana baktığı gibi bakmış birilerine… 

………………………………………………………………..

O günün akşamında, bütün gece orman gözlü çocuğu düşünüyorum. Etkinliğe katılmamış olması ağırıma gidiyor. Belli ki bana inanmamış.
Ertesi gün sabahın erken saatlerinde, soluğu o mahallede alıyorum. Daha köşeyi döner dönmez, bir sürü çocuk sarıyor etrafımı. Hepsi birden giysilerimden çekiştirip duruyorlar bana dokunabilmek için. Hepsine tek tek sarılmaya çalışıyorum.
Çocuklar mutlu, ben mutlu…
Hep birlikte yola koyuluyoruz, orman gözlü çocuğun evine gitmek için. İki katlı bir gecekondunun önünde duruyoruz. Evin dış kapısı açık ardına kadar… İçeriye başımı uzatıp sesleninceye kadar, gürültümüzü duymuş olacaklar ki, her odadan en az dört çocuk fırlayıveriyor büyük sofaya. Ardından dünya güzeli bir kadın çıkıyor, en dip odadan. Otuz yaşlarında, yemyeşil gözlü, saçlar beline kadar, simsiyah. Uykulu gözleri ile bana şaşkın şaşkın bakıyor. Orman gözlü çocuğu soruyorum, geçidin ayağına mendil satmaya gittiğini söylüyor. Kim olduğumu kısaca izah edip, hızlı bir şekilde ayrılıyorum oradan.
Üst geçidin merdivenlerinde buluyorum onu. Üzerinde okul forması; bir elinde kağıt mendil, diğer elinde bir parça ekmek. Beni görünce ellerini saklıyor arkasına:
“Günaydın, bol kazançlar dostum, seni görmek için geldim.” diyorum. Gözlerimin içine bakıyor sevinçle.
“Gerçekten mi?” diye soruyor ve boynuma sarılıyor. Elimi uzatıyorum ilk günkü gibi; sımsıkı tutuyor, yürümeye başlıyoruz mahalleye doğru.
“Etkinlikte seni göremeyince çok üzüldüm, halbuki senin için, sizler için geldik hepimiz…” diyorum.
“Gerçekten mi? Benim için mi geldin?” Cevap vermiyorum, yüzüne bakıp sadece gülümsüyorum, eline bir izin kağıdı veriyorum ve yanağından sımsıkı öpüyorum.
Orman gözlü çocuk mutlu, ben mutlu…
……………………………………………………………..

Ertesi haftalardaki etkinlik günlerinde, her sınıfın öğrencilerinin seçtiği proje konuları için konferans salonunu kullanmak da dahil, her isteğimize bin bir mazeret çıkaran müdür yardımcılarına ve bu durumlara sessiz kalan; hatta beni görünce yolunu değiştiren müdüre aldırış etmeden, hızlı bir şekilde çalışmalarımızı sürdürüyoruz.
Projeye dahil ettiğimiz konuklar için bile problem çıkarmaları bizi yıldırmıyor. Salonu da kullanıyoruz söke söke… İdareyle sürekli didişmelerim sonucunda oluşan sert rüzgarları , öğretim görevlimiz sürekli yumuşatmaya çalışıyor. “ Yüzdük yüzdük, kuyruğuna geldik. Biraz daha fevri olursan, final şenliğimize engel olurlar ve emeklerimiz boşa gider. Çocukları düşün ve daha sakin ol.” diye beni dizginlemeye çalışıyor.
Proje etkinliklerine dahil ettiğim doktor, itfaiye çavuşu, şair, lostracı dostlarımız sayesinde, çocuklarımızın mükemmel işler çıkarmaları gönüllülerimize daha da büyük haz veriyor.
Özellikle “zeytin gözlü kız”ın, her hafta etkinliklerimize katılmasını sağladığı konuğumuz, perküsyon ustası Yaşar Hoca’mızın, çöplerden atık malzeme toplayarak geçinen çocuklarımızla gerçekleştirdiği proje hepimizi çok mutlu ediyor.
Çöplerden toplanan atıkların her birini değerlendirerek yaptırdığı müzik aletleri ile oluşan orkestra ve dans grubu, her hafta idareyle büyük tartışmalara yol açan salonu inletiyor…
Bu arada, 5/C sınıfında başlattığımız atık yağları değerlendirme projesi için davet ettiğimiz şirket görevlilerine gayet çirkin davranışlar sergileyen idare ile yaptığım tartışmaların karşılığında, orman gözlü çocuğa vermiş olduğum sözü yerine getiriyorum.
Atık yağ topladıkları takdirde, yağların elektriğe dönüştürüldüğü tesise götüreceğime söz veriyorum çocukları. Çocuklar itiraz ediyor; bu kadar kısa bir sürede o kadar yağı toplayamayacaklarını savunuyorlar.
“Yanı başınızda kocaman bir AVM var ve en üst katı hazır yemek üreten birçok lokanta dolu. Gidin oradan isteyin.” diyorum, Orman gözlü çocuk:
“Kafa mı buluyon be ya? Biz giremeyiz ki oraya, eppimize yasak orası… Döverek atıyolar bizi oradan!” diye bağırıyor bana…
Etkinlik sonunda beni dışarda beklemesini söylüyorum ona.
………………………………………….

Uzatıyorum elimi, yapışıyor elime orman gözlü çocuk… Hızlı adımlarla AVM’nin kapısına geliyoruz. Dönen kapıdan içeri giriyoruz, güvenliğin sehpasına koyuyorum çantamı ve içeri giriyoruz el ele. Güvenlik bakıyor bana:” Hanımefendi, yanınızdaki?” diyerek işaret ediyor orman gözlü çocuğu… Sol kaşımı kaldırarak bakıyorum adama ve hiç bir şey söylemeden uzaklaşıyoruz yanından.
Abuk subuk yemek satan firmaların birinin önünde duruyorum ve kasadaki gence orman gözlü çocuğu tanıştırarak, öğrencim olduğunu, o gün itibari ile atık yağları almak üzere onları ziyaret etmesi gerektiğini söylüyorum. Biraz beklememiz isteniyor, birkaç dakika sonra olumlu cevapla dönüyor yanımıza. Ayrılırken tokalaşıyorum gençle; orman gözlü çocuk da uzatıyor elini gence, büyük bir edayla. Genç afallıyor, elini uzatıyor çekinerek… Sımsıkı kavrıyor elini gencin, orman gözlü çocuk. Göğsü dimdik bana bakıyor sonra, gülüşüyoruz…
Okula el ele giriyoruz yine… Müdürün odasına gidiyoruz, kapı kilitli. Müdür yardımcısının odasına gidiyoruz. Badem bıyıklı, yine bakmamaya çalışıyor bana. Orman gözlü çocuğun ben olmadan da AVM’ye rahatlıkla girebilmesi için bir belge oluşturulabilir mi diye soruyorum. Müdür Bey’e sormam gerektiğini, ama mümkün olamayacağı yanıtını alıyorum. Ben yine de şansımı deneyeceğimi söylüyorum. O da bana:
“Müdür Bey bu kararı tek başına veremez, bizim de onaylamamız gerekli.” diyor sinsice gülerek…
“Müdür Bey’in kararı ne olursa olsun, söz sizde bitiyor öyle mi? Yani özetlersek, aslında o göstermelik bir müdür. Söz sahibi sizsiniz öyle mi?” diyorum ve hışımla çıkıyorum odadan. Orman gözlü çocuğa bakıyorum; kaşları fena çatık…
Tekrar koşar adımlarla AVM’nin kapısında alıyoruz soluğu. Güvenliğe:
“Bu çocuğun yüzünü hafızanıza kazıyın. Bu çocuk buraya her gün yanında biriyle gelip, yemek katından atık yağ alacak ve siz ona engel olmayacaksınız. Anlaştık mı genç adam?” diyorum gülümseyerek. Güvenlik önce şaşırıyor, sonra:” Ben diğer arkadaşlarıma da tembihleyeceğim, her gün gelebilir. Tepki almaması için de yanına bir arkadaşımı vereceğim hocam. Söz!” diyor. Yine bakışıyoruz orman gözlü çocukla.
Ertesi gün gidiyorum, orman gözlü çocukla ilk atık yağlarımızı almaya. Güvenlikteki genç adama elini uzatıp tokalaşıyor bizimki; ardından atık yağları teslim eden gence uzatıyor elini, tokalaşıyorlar.

“Artık beni tanıyolar be yaaa!” diyor gülümseyerek. Gözlerindeki orman öyle bir yeşeriyor ki, yaprak yaprak açıyor gözbebekleri…