IŞİD’le mücadelede gelinen nokta ve gelişmelerin Türkiye’ye yansımaları

FacebookTwitterGoogle+Paylaş

IRAK VE SURİYE’DE IŞİD(İD) İLE MÜCADELEDE GELİNEN NOKTA VE BÖLGEDEKİ GELİŞMELERİN TÜRKİYE’YE YANSIMALARI

Giriş

2011 yılından itibaren Suriye’de başlayan iç savaş günümüzde beklenmedik gelişmelerin, ittifakların ve koalisyonların oluşmasına neden olmuştur. Başlangıçta ABD eksenli Batı ülkeleri ve Sünni Arap ülkeleri Esad rejimine karşı olan muhalifleri desteklerken, İran, Rusya, Şii Hizbullah örgütü ve PYD/PKK ise Esad rejimini destekliyordu. 2014 yılının Haziran ayından itibaren IŞİD’in Musul ve Tikrit’i ele geçirmesiyle, bölgede dengeler değişmiştir. Özellikle IŞİD’in önce IBKY’deki Erbil’e daha sonra Suriye’deki PYD kontrolündeki Kobani’ye saldırmasıyla umulmadık ittifaklar ve yeni dengeler oluşmuştur. Şu anki durumda Batı şimdilik Esad rejimini geri planda bırakarak, önceliği IŞİD’i yok etme stratejisine vermiştir. ABD ile Suriye ve Irak’ta karşı saflarda bulunan İran bile sahne gerisinden Şii milisler vasıtasıyla IŞİD’e karşı mücadelede Batı ile paralel hareket etmektedir.

Irak’ta El Kaide’nin bir kolu olan El Nusra’da içinde bir grup olan IŞİD örgütünün, Irak ve Suriye’de muhalif gruplar içinden sıyrılarak biranda sahneye çıkarak yarattığı terör tehdidiyle bölgedeki dengeler tamamen değişmiştir. IŞİD neredeyse tek başına devlet rolü oynayan bir aktör olmuştur. IŞİD; İslam Devleti (İD) olarak adını değiştirerek İslam Devleti, Hilafet ve Halife olarak da Ebu Bekir El Bağdadi’yi ilan eden örgüt bölgede kalıcı olmayı ve devletleşmeyi hedeflemektedir. Askeri uzmanlar, istihbarat örgütleri ve stratejistlerin dahi tahmin edemeyeceği kadar güçlenen, büyüyen ve Suriye’nin doğusunu ve Irak’ın batısını kontrol ederek, genişliğine ve derinliğine büyük bir alanda, söz konusu devletlerin bu bölgelerdeki devlet otoritesini, hakimiyetini bitirerek, toprak bütünlüğünü bozarak egemen olan, bu bölgelerdeki stratejik kaynakları elde tutarak ve işleterek büyük bir ekonomik kazanç sağlayan IŞİD; yarattığı terör ve bölge ülkelerine (Ürdün, Suudi Arabistan, Lübnan ve Türkiye) yönelik yarattığı tehlikeyle ve yaptığı katliam-infazlarla dünyayı endişeye sürüklemiştir. Bugüne kadar hiçbir terör örgütü bu kadar geniş bir alanda ve nüfus üzerinde hakimiyet kurmamış, askeri/simetrik ve gerilla-terörizm/asimetrik taktiklerle (meskun mahallerde muharebe, intihar bombacılığı, adam kaçırma, toplu katliam, medyayı ve interneti vasıtasıyla propaganda ve psikolojik harp gibi) etkin kullanarak hem askerlerle hem de diğer terör örgütleri/militanlar/milislerle birden çok cephede aynı anda savaşmamıştır. IŞİD özellikle ele geçirdiği bölgelerde kendi yönetim biçimini yansıtan uygulamalar başlatmış, memurlarını ve yöneticilerini atamış, vergi toplamış, belediyecilik hizmetlerine başlamış, banka kurmuş, petrol satışı yapmıştır. Görüldüğü üzere IŞİD dini eksenli bir devletleşme sürecine girerek yönetim, askeri/sivil ve ekonomik alanlarda etkinleşmeye, nüfuz sahibi olmaya, zenginleşmeye ve hatta devletleşmeye başlamıştır.

IŞİD aynı zamanda kendini toplum dışına itilmiş, boşlukta hisseden, inanç zafiyeti olan, maceraperest ve katil doğanlar için de bir cazibe ve çekim merkezi olmuştur. Halihazırda IŞİD bünyesinde savaşan 30-35 bin kişinin olduğu değerlendirilmektedir. Örgüt üyelerinde ağırlık Irak ve Suriyeli Sünnilerdedir. Ancak ilginç olan bu örgüte dünyanın her ülkesinden (milletten), dilden, dinden, kültürden ve sosyal yapıdan erkek ve kadınların katılmış olmasıdır. Bu insanlardan bazıları Batıya göçmüş ve bu ülkelerde yaşayan/vatandaş olan Müslümanlar, bazıları Avrupalı Hıristiyanken Müslümanlığa geçmiş, bazıları da hala Hıristiyan, Budist dinlerine mensuptur. Başka bir ifadeyle IŞİD’in üyelerinin tamamı Müslüman olmayıp, örgüt çokkültürlü, çokdinli, çokmilletli ve çokdilli bir yapı içindedir. Ancak yapılan bütün katliamlar, İslam dini adına yapılmakta ve bu durum dünyada İslamfobiayı tetiklemektedir. İnsanları canlı canlı kafeslerde yakan, binaların tepesinden zemine atan, kafalarını keserek ve silahla tarayarak öldüren bu insanlar bu eylemleri yaparken ve diğer faaliyetlerinde propaganda ve psikolojik harp aracı olarak medya ve interneti (youtube, facebook, twitter vb.) yoğun ve etkili kullanmıştır. İnternette ve medyada yayınlanan katliam ve infazlar insanlarda büyük korku ve infial yaratmış, IŞİD tehdidindeki birçok yerleşim merkezi savaşılmadan IŞİD’e terk edilmiştir. Ayrıca internetteki savaş/çatışma görüntüleri ve infazlar propaganda aracı olarak da örgüte dünyanın her yerinden gönüllü katılımını artırmış ve IŞİD bünyesinde savaşanların sürekli taze güçler kazanmasına, rotasyonuna ve büyümesine sebep olmuştur.

IŞİD’in Irak ve Suriye’de Güçlenmesi, Büyümesi ve Hakimiyet Alanının Genişlemesi

IŞİD’in Irak’ta kolayca ilerleyip kasaba, kentleri kolayca ele geçirmesinde yaptığı katliamlar ile infazlar etkin rol oynamıştır. İnsanların direnme ve savunma isteklerini yok eden örgüt Irak ve Suriye’de süratle ilerlemiş, hakimiyet alanını genişletmiştir. Irak’ta ise Irak ordusunun savaşma azmi ve inancının olmaması, yeni Irak ordusundaki emir-komuta zincirinin ağırlıklı olarak Şiilerden oluşması, ordunun eğitimsizliği ve disiplin zafiyeti bu çöküşü hızlandırmıştır. Musul ve Kerkük’teki tümenler şehirleri savunmadan terk etmiş, bir kısmı da IŞİD’e teslim olmuştur. IŞİD böylece iki tümenlik ABD yapımı modern ve yüksek teknolojili harp silah, araç ve gereç ile mühimmat, yedek parçaya sahip olmuştur. IŞİD’in 10Haziran 2014’de  Musul’u düşürmesiyle birlikte Irak fiilen üçe bölünmüş durumdadır. IŞİD’in Tikrit ve Musul’u ele geçirip, Kerkük’e doğru ilerlemeye başlaması ve Irak Merkezi hükümet askerlerinin Kerkük’ten çekilmesi ile birlikte IBKY’ne bağlı peşmergeler de Kerkük’e girip IŞİD’e karşı savunma hattı oluşturmuştur. Peşmerge güçleri ile IŞİD, 1050 km uzunluğundaki bir mesafede karşı karşıyadır.  Musul ve Kerkük’teki Türkmen ve Arapların büyük bir kısmı bu şehirleri terk ederek daha emniyetli bölgelere göç etmişlerdir. Irak’ta Merkezi hükümetin Bağdat’ın kuzeyinde ve batısında devlet otoritesi kalmamıştır. Irak’ın kuzeyinde IKYB ve PKK terör örgütü, batısında ise IŞİD vardır.

Suriye’de ise Esad rejimi Suriye’nin kuzeyinden ve doğusundan çekilerek bölgeyi ÖSO, IŞİD, El Nusra ve PKK/PYD’ye terk etmiştir. Suriye kuzeyinde Batının ve Sünni Arap ülkelerinin desteklediği ılımlı rejim muhalifi ÖSO bekleneni verememiş, Esad rejimini devirmesi beklenirken hem Esad güçleriyle hem de IŞİD ve diğer örgütlerle savaşmak zorunda kalarak etkinliğini ve başlangıçtaki gücünü ve desteğini kaybetmiştir. IŞİD, Kuzey Suriye’deki Suriye ordu birliklerinin Şam’dan lojistik (ikmal, ulaştırma) destek ve takviye almasını önleyerek teslim olmaya zorlamıştır. Suriye kuzeyinde Rakka merkezli IŞİD ve PYD/PKK’nın ilan ettiği Rojova Kürt Bölgesindeki üç kantonda (batıdan doğuya Afrin, Kobani ve Cezire kantonları) Kürtler Suriye kuzeyinde iki etkin güç olmuştur. Bu bölgede bir zamanlar Türkiye’nin sınır komşusu olan Suriye yerine iki terör örgütü sınırdaş olunca Türkiye’ye yönelik tehdit artmıştır. Bu söz konusu iki örgüt için Suriye kuzeyinin hakimiyeti ve kontrolü prestij ve psikolojik öncelik haline gelmiştir. IŞİD gibi atılgan ve işgalci bir güç için Kobani (Ayn el Arab) stratejik konumu nedeniyle IŞİD’in öncelikli askeri, siyasi ve psikolojik hedefi haline gelmiştir. IŞİD, Esad rejiminin otoritesinin ve egemenliğinin kalmadığı Suriye’nin kuzeyini tamamen kontrolü altına almayı ve bölgede bulunan ÖSO başta olmak üzere diğer ılımlı Esad rejimi muhalif örgütleri ve PYD/PKK’yı etkisizleştirmeyi hedeflemiştir. Bu bağlamda önce Kobani (Ayn El Arap)’yi düşürüp daha sonra Cezire ve Afrin kantonlarını ele geçirip Kürtlerin bölgedeki varlığını sona erdirip, geniş ve derin bir alanda stratejik hedefleri kontrol altına almayı hedeflemektedir. IŞİD askeri stratejisini sürat, darbe (zırhlı araçlar), yüksek ateş gücü (tank topu, top, havan), küçük birliklerle ve çok koldan (kuşatma) hedefleri ele geçirmeye dayandırmıştır.

IŞİD, harp prensiplerinden; hedef, siklet merkezi, kuvvet tasarrufu, ateş ve manevra, sadelik ve baskını çok etkili kullanmaktadır. Bunu gerçekleştiren savaşçılar ise ağırlıklı ABD ile Körfez ve Irak savaşına katılmış eski Irak ordusu askerleri (general ve subaylar), Sünni aşiret üyeleri, Çeçenistan, Afganistan, Bosna-Hersek, Kosova’da gibi bölgelerde savaşmış tecrübeli cihatçılar ve gönüllülerden oluşmaktadır.

IŞİD twitter ve sosyal medyayı çok etkin bir şekilde kullanabilmekte ve propaganda faaliyetlerini büyük oranda bu mecralarda yapmaktadır. ABD’de yapılan yeni bir çalışma, sosyal paylaşım sitesi Twitter’da IŞİD yandaşı en az 46 bin hesap olduğunu ortaya koymuştur. Çalışmanın 2014’ün son üç ayında yapıldığı ve asıl sayının çok daha yüksek olduğuna inanıldığı kaydedilmiştir. Twitter 2014’ün son aylarında bini aşkın IŞİD yandaşı hesabı kapatmıştır. Tipik IŞİD yandaşlarının Irak ve Suriye’de örgütün ele geçirdiği bölgelerde oldukları, hesap sahiplerinin dörtte üçünün Arapça tweet attığı, her beş hesaptan birinden İngilizce mesajlar gönderildiği de belirtilmektedir.

IŞİD’in BM Güvenlik Konseyi’nin 2178 sayılı kararı ile ekonomik kaynaklarının engellenmesi zorunlu kılınırken IŞİD hala ekonomik finansmanını nasıl sağlıyor sorusu önemlidir. 30-35 bin arasında bir savaşçı sayısı olan ve Irak ve Suriye’de iki cephede birçok bölgede eşzamanlı savaşan IŞİD, militanlarının beslenme, giyinme ve tıbbi ihtiyaçları gibi temel ihtiyaçlarını hangi gelir kalemleri ile sağladığı önem kazanmaktadır. Ayrıca çatışmalarda ölen ve şehit kabul edilen militanların ailelerine de yardımların yapılması da bir zaruret olduğu için bu kadar fazla geliri nasıl elde etmektedir gibi sorular herkesin kafasını meşgul etmektedir. IŞİD’in gelir kaynaklarının petrol gelirleri, baskı ve tehdit yolu ile yerel işletmelerden alınan haraçlar ve rehineler için ödenen fidyeler teşkil etmektedir. Musul’u ele geçiren IŞİD Musul Merkez Bankası’nın şubelerinde bulunan 500 milyon dolar nakit parayı kontrolü altına almıştır. Irak ve Suriye’de hızla yayılmaya başladıktan sonra ise IŞİD’in 1.2 milyar dolar nakit para elde ettiğine dair tahminler de mevcuttur. IŞİD’in özellikle önemli petrol ve gaz gibi ticari açıdan önemli yerleri ele geçirerek genişlemeye çalıştığı bilinmektedir. IŞİD’in kontrolü altında bulunan petrol alanlarından ise günde 1 ila 2 milyon dolar arasında bir gelir elde edilmektedir. IŞİD’in sadece Irak’ta kontrolü altında tuttuğu yerlerden günde 25.000- 40.000 varil petrol çıkartılmaktadır. Ayrıca IŞİD’in Suriye’nin önemli petrol merkezlerinden biri olan Rakka’dan çıkardığı petrolü Esad rejimine satmaktadır. IŞİD’in Irak’ta çıkardığı petrolü ise Türkiye ve İran’a kaçak yollarla sattığına dair iddialar mevcuttur. IŞİD’in ikinci gelir kaynağı ise Suriye ve Irak’taki yerel işletmecilerden baskı ve tehdit yoluyla aldığı haraçlardır. Haraçlar ile elde edilen gelirin ise ayda 5 milyon dolar olduğu tahmin edilmektedir. IŞİD iş adamlarından gelirlerinin yüzde 10-20 arasında haraç almaktadır. IŞİD’in Suriye’nin kuzeydoğusunda bulunan Rakka gibi kontrolü altında bulunan yerlerden vergi de toplamaktadır. IŞİD’in en önemli gelir kalemlerinden biri de fidyedir. IŞİD elinde tuttuğu rehinelerin serbest bırakması karşılığında rehinelerin ailelerinden veya ülkelerinden fidye istemektedir. IŞİD’in geçen yıl elindeki rehinler karşılığında toplam 40 milyon dolar aldığı bilinmektedir. IŞİD bu gelir kaynaklarından ayrı olarak Körfez ülkelerinden (başta Suudi Arabistan olmak üzere Katar, Kuveyt ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin) parasal olarak destek almaktadır. Körfez ülkelerinden IŞİD’i destekleyenlerin örgüte ekonomik yardımda bulunmasının nedeni ise IŞİD gibi örgütlerin Nusayri (Şiilerin bir kolu) olan Esad’a karşı savaşmasıdır. IŞİD’in Şii olan Maliki ve Esad hükümetlerine karşı savaşan Sünni bir kuvvet olduğunu düşünen Körfez ülkelerinin IŞİD ve diğer radikal örgütlere verdiği destek daha iyi anlaşılmaktadır. Ancak Körfez ülkelerinin bu finansal desteğinin, ABD Başkanı Obama’nın IŞİD’le mücadele stratejisi kapsamında yapılan diplomatik görüşmelerle ikna edilerek kesildiği veya azaldığı düşünülmektedir.

Görüldüğü üzere IŞİD bugün dünyanın en zengin, en güçlü (personel ve silah açısından) ve sürekli büyüyen örgütüdür. Suriye ve Irak topraklarındaki hakimiyetindeki alanın yüzölçümü büyük bir devletin topraklarına eşittir. IŞİD askeri, ekonomik alanlarda birçok ordudan daha güçlü hale gelmiştir. Ancak hava kuvvetleri desteğinden yoksun oluşu zayıf taraflarından biridir. Keşif, nakliye ve taarruz amaçlı helikopteri, uçağı olmamasına karşılık hava savunma ve füze sistemleri ile bu açığını kapatmaya çalışmaktadır. Suriye hava kuvvetlerinden ele geçirilen üslerdeki üç savaş uçağının durumu ise (sağlam-çalışır) belli değildir. IŞİD’in elinde uçak olsa bile uçurabilecek pilot mevcut değildir.

IŞİD: Suriye’de Esad rejim ordusu, PYD/PKK terör örgütüyle, rejim karşıtı ılımlı muhaliflerle, İranlı Şii milislerle; Irak’ta ise Irak Merkez ordusu, IKBY , PKK ve Şii milisler ile karada savaşmaktadır. ABD liderliğindeki 40’a yakın ülkenin oluşturduğu koalisyon ise hava harekatı ile IŞİD’i bombalamaktadır. O halde sorulacak en önemli soru hiçbir müteffiki olmadan tek başına neredeyse bütün dünya ile birçok cephede ve bölgede savaşan devlet rolündeki IŞİD terör örgütü bu savaşma azmini, gücünü ve kaynakları nereden temin etmektedir? olacaktır. Bugün IŞİD saflarında yaklaşık 30-35 bin arasında savaşçı olduğu belirtilmektedir. IŞİD’in başarısının temelinde;

  • Bünyesinde yer alanların gönüllü ve savaşçı ruhlu olmaları, ölmekten korkmamaları (şehit olma isteği),

  • Askeri taktikleri ve askeri olmayan taktikleri (asimetrik) başarıyla uygulamaları,

  • Ele geçirilen modern ve yüksek teknolojili harp silah araç ve gereçlerini etkin ve etkili kullanabilmeleri,

  • Harp prensiplerine uygun hareket etmeleri,

  • Medya ve interneti (twitter, facebook, video siteleri) propaganda ve psikolojik amaçlı olarak etkin ve etkili kullanmaları,

  • Emir ve komuta yapısının dikeyden daha çok yatay oluşu (yalın yönetim), bürokrasinin olmayışı,

  • Hızlı hareket edebilmeleri, manevra ve ateş gücünden faydalanmaları,

  • Geniş ve derin bir alana yayılarak ve fazla hedef sayısı yaratarak koalisyon güçlerinin hava harekatının etkisini ve yoğunluğunu azaltmaları,

  • Terör olaylarını Avrupa ve dünyaya taşıyarak, dünyayı tedirgin ediyor olmaları,

  • Sürekli yeni elemanlar kazanarak örgütü taze ve zinde tutmaları,

  • Stratejik kaynakları kontrol ve hakimiyet altında tutmaları ve bunları işleterek gelir elde etmeleri,

  • Finansal kaynaklarının sürekliliğinin olması,

  • Devlet rolü oynamaları (vergi toplaması, ticaret yapması, banka kurması, belediyecilik hizmetleri, mahkeme oluşturmaları) bulunmaktadır.

Ancak IŞİD için en büyük riskler ve tehditler ise; mevcut silahların yedek parça ve mühimmat lojistiğinin sınırlı oluşu, Körfez ülkelerinin askeri, siyasi ve ekonomik desteğini kesmesi, Kobani’de ve son olarak ta Tikrit’te uğranılan başarısızlığın Musul tekrarı sonucu örgütün etkinliğini kaybetme durumunun oluşu, Avrupa’dan ve diğer ülkelerden gelen gönüllü cihatçıların kendi ülkelerince engellenmesi ve havaalanları, limanlar ve hudutlardaki yoğun ve etkin güvenlik uygulamalarının örgüte katılımda caydırıcılık sağlamasıdır. Ayrıca Sünni aşiretlerin IŞİD’den desteğini çekip koalisyon güçlerinin yer alması ise en büyük risktir.

Batının Irak ve Suriye’ye Yönelik Planlarının IŞİD Eksenli Değişimi

Başlangıçta Batının ve Arap dünyasının Suriye ve Irak’a yönelik planları şu şekildeydi: Suriye’de Esad rejimine muhalif grup Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) askeri (eğitim, donatım), ekonomik ve siyasi alanda desteklenecek, Esad rejimi yıkılarak yerine Esad’sız bir Suriye Hükümeti kurulacak, yönetimdeki Şiiler uzaklaştırılacak yerine Sünni bir Hükümet olacaktı. Irak’ta ise üç parçalı bir Irak öngörülmekteydi. Kuzeyde Irak Bölgesel Kürt Yönetimindeki Kürdistan, ortada Bağdat merkezli Sünni bir Irak, güneyde Basra merkezli Şii Bölgesi olacaktı. Ancak hiç kimsenin göremediği, aklına getiremediği bir durum vardı. Ortadoğu haritalarını şekillendirenler IŞİD (İD)’i plana dahil etmemişti. Önce Irak’ta Sünni aşiretlerden doğan Selefi ve Vahabbi anlayışındaki IŞİD (İD) büyük çıkışını Irak’ta Musul ve Tikrit’i süratle ele geçirerek yapmış ve dünyanın dikkatini çekmişti. Bölgedeki iki Irak tümeni 800 kişilik IŞİD gücüne teslim olmuş bir kısmı da güvenli bölgelere doğru silahlarını bırakarak kaçmıştır. 30 bin kişilik çok modern harp silah araç ve gereçleriyle donatılmış ancak savaşçı ruhu olmayan bir ordu inançlı ve acımasız savaşçılara boyun eğerek savaşmadan yenilmiştir. IŞİD; teslim olan Irak askerlerden Şii olan 2500 askeri anında infaz etmiştir. IŞİD; Irak’ta Musul ve Tikrit’i alarak stratejik bölgeyi kontrol altına almıştır. Irak Ordusunun zafiyetini gören IŞİD bu kez yüzünü Bağdat’a çevirmiştir. Aynı zamanda bu gelişmeler paralelinde Suriye’de Rakka bölgesini ve Suriye’nin doğusunu ele geçiren ve bu bölgeyi kontrol altına alan IŞİD (İD) böylece siyasi haritadaki Irak ve Suriye sınırını kaldırarak bütün bu bölgeleri askeri, ekonomik, siyasi ve mezhepsel hakimiyeti ve nüfuzu altına almıştır.

Bu beklenmedik ve hesapta olmayan gelişmeler kapsamında başlangıçta Esad rejiminin tasfiyesini öngören ve planlarını bu eksende hazırlayan ABD liderliğindeki Batı şimdi bir anda Ortadoğu sahnesinde ortaya çıkan ve Esad’ı mumla aratan IŞİD’in bu beklenmedik şekilde genişleyip büyümesine ve söz konusu iki devletin topraklarında büyük bir alanda hakimiyet kurmasına, İslam Devleti, Hilafet ve Halifelik ilan edişine, bölgede büyük bir etnik (Arap, Türkmen, Kürt, Ezidi, Ermeni) ve mezhepsel/etnik (Şii, Türkmen, Kürt, Ezidi) katliam ve temizlik yapışı, Irak ve Suriye ordusundaki Amerikan ve Rus yapısı modern harp silah araç ve gereçlerini ele geçirerek bunları etkin ve etkili kullanışı, stratejik kaynakları ele geçirerek bunları kullanışı, Irak’ın Musul kentinde bulunan Merkez Bankasındaki 500 milyon doları gasp edişi, Irak ve Suriye’deki petrol kaynaklarını ve tesislerini işletişi, milyonlarca insanı mülteci durumuna düşürmesi (bunlardan yaklaşık 2 milyonu Türkiye’de olmak üzere, Ürdün, Lübnan, Irak ve Irak kuzeyinde) sonucunda birçok diplomatik girişimler, toplantılar, zirveler (NATO Zirvesi, Obama’nın IŞİD’e yönelik Müdahale Planı, Cidde Konferansı, Paris’te icra edilen Irak’ta Barış ve Güvenlik Konferansı, BMGK’nin IŞİD Kararı,) sonucunda ABD Başkanı Obama’nın yeni straejisi ekseninde Batı dünyası ve Arap dünyasının oluşturduğu bir koalisyon gücü ile havadan IŞİD’e yönelik hava harekatı düzenlerken, bu paralelde öncelikle Irak’ta Irak Merkez ordusu, IBKY Peşmergesi, PKK terör örgütü ile kuzeyden ve doğudan, Suriye’de ise Esad rejimine muhalif ılımlı gruplar ve PYD/PKK terör örgütü ise batıdan ve kuzeyden IŞİD (İD)’e karadan harekat yapması kararı alınmıştır.

IŞİD bu süreçte gözünü Irak ve Suriye’deki Kürt bölgelerine gözünü dikmiştir. Bu bağlamda önce Erbil’e taarruz etmiş ve Erbil’e 30 km. yaklaşmıştır. Peşmerge birçok bölgeyi bırakarak Erbil’e doğru çekilmiştir. Bu gelişmeyi endişe verici bulan ABD liderliğindeki koalisyon güçleri havadan harekata başlamış, peşmerge ve PKK ise kara harekatı ile IŞİD’i geri çekilmeye zorlamıştır. IŞİD bu kez yüzünü Kobani’ye çevirmiştir. Ayn El Arap (Arap gözü) olarak bilinen Kobani’nin düşürülmesi askeri ve psikolojik açıdan IŞİD için önemliydi. Kobani’ye 3-5 bin kişilik bir güçle saldıran IŞİD ummadığı bir dirençle karşılaşmıştır. ABD liderliğindeki koalisyon güçlerinin başlangıçta sadece Irak’taki IŞİD hedeflerine yönelik planlaması, stratejik hedef olan Kobani’ye yönelik tehdit artınca bu bölgeye hava harekatı yapılarak harekat bölgesi genişletilmiştir. ABD hava kuvvetleri Kobani’deki PYD/PKK’ya havadan ikmal (silah, mühimmat, gıda, sağlık malzemesi) yaparak havadan destek olmuştur. Dünya medyasının sürekli gündemde tuttuğu ve PYD/PKK’yı destekleyici yayınları ile Türkiye üzerinden belirlenmiş güzergahtan gelerek Kobani’ye yardıma gelen Peşmerge ve ÖSO ile ABD liderliğindeki koalisyon güçlerinin hava harekatı desteği Kobani’deki gidişatı ve çatışmaları IŞİD’in aleyhine çevirmiş ve IŞİD büyük zayiat vererek Kobani’den geri çekilmiştir.

Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolu’nun Tahliye Operasyonu ve Bu Askeri Operasyonun Türkiye’nin IŞİD’e Yönelik Politikalarına Yansımaları

21 Şubat 2015 tarihinde (Cumartesiyi Pazara bağlayan gece) TSK; 39 tank, 57 zırhlı araçtan oluşan toplam 96 araç ve 572 personelin katıldığı (yaklaşık bir tabur görev kuvveti gücünde) Suriye sınırından 37 kilometre uzaklıktaki Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakoluna yönelik olarak Şah Fırat Operasyonu adı altında bir tahliye (geri çekilme) operasyonu gerçekleştirmiştir. Tahliye esnasında türbe ve karakol binası IŞİD’in eline geçmemesi için tahrip edilmiştir. Operasyonun gerekçesi Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolu’nun IŞİD’in kuşatması altında olduğu, terör örgütünün bunu elinde bir koz olarak tuttuğu ve pratikte oradaki 38 askeri personelin (Özel Kuvvetler Komutanlığında görevli subay ve astsubaylar) de hayatının tehlikede bulunduğudur. Operasyondan sonra Türkiye’de tartışmalar başlamıştır. Esas tartışmalar böyle bir operasyonun gerekli olup olmadığı, bunun Türkiye’nin “gücünü mü yoksa zaafını mı” gösterdiğidir. IŞİD’in söz konusu türbeye ve karakola saldırması durumunda; askerler ya Musul’daki gibi IŞİD’e teslim olacaklardı, ya da savaşarak şehit olacaklardı, bu durumda Türkiye IŞİD’le karadan ve havadan harekatla topyekün bir savaşa girecekti. Hükümet böyle bir riske girmek istemediğinden, Musul’daki gibi bir durumun (esir/rehin) bir daha yaşanmaması ve seçimler öncesi kamuoyunda infial yaratılmaması maksadıyla böyle bir operasyonun yapılması zorunluluğu doğmuştur. (IŞİD, Musul Başkonsolosu dahil burada bulunan 49 personeli rehin/esir almıştır. Bunun asıl neticesi, 100 gün süren kriz boyunca Türkiye’nin “IŞİD’in rehinesi” durumuna düşmesi olmuştur.)

Hükümetin bu güvenlik sorununu çözmek için bulduğu formül, türbedeki emanetleri ve karakolu gene Suriye topraklarında sınıra yakın bir yer olan Eşme’ye nakletmek olmuştur. Hükümete göre Türkiye Suriye’deki belirli bir toprak parçası üzerindeki egemenlik hakkını korumuş olmaktadır. Böyle bir tahliye ve naklin hukuki olup olmadığı konusunda da Hükümet bunun hukuki olduğunu savunmaktadır. Ancak bu durum Devletler Hukuku konusu olup, uluslararası hukuk uzmanları arasında bir tartışma konusudur. Suriye hükümeti ile birlikte Rusya ve İran da olayı bir saldırı ve egemenlik ihlali saymıştır. Ayrıca ilginç bir husus ta operasyonun Hükümetin terörist olarak ilan ettiği PYD/PKK terör örgütü kontrolündeki bölgeden (Kobani’den) geçilerek icra edilmiş olmasıdır. Operasyon sonunda HDP milletvekilleri ve PYD yetkililerince bu operasyonda PYD’nin TSK’ya destek sağladığı, koridor açtığı, güvenliği sağladığı ve koordinede bulunduğu iddiaları mevcuttur. Yeni türbe yerinin hemen yanında PKK/PYD mevzileri mevcuttur. Yeni türbe yerinin Türkiye sınırına mesafesi de 200 metredir. Bu bölge PYD/PKK kontrolündeki Kobani bölgesidir. Bu bağlamda; Suriye’nin bölünmüş, kaotik hali karşısında Türkiye Suriye’de bir parça toprağı bırakıp başka bir yerde hükümdarlığını ilan etmiştir. Normalde bunun karşılıklı anlaşmayla yapılması gerekirken, Esad rejiminin bu bölgedeki kontrolünü ve otoritesini kaybetmiş olması buna imkan vermemiştir. Bu durumun Suriye’de meşru bir hükümet kurulup, iç savaş bitinceye ve IŞİD etkisiz hale getirilinceye kadar süreceği değerlendirilmektedir.

Türkiye’nin IŞİD karşıtı eylem ve söylemleri her geçen gün sertleşmektedir. Örgütün terörist olarak tanımlanması, sınır güvenliğinin artırılması, koalisyon ülkeleriyle artan işbirliği değişimin önemli işaretlerindendir. Son olarak, Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolu’nun boşaltılması da bölgeye dair öngörü ve beklentilerin kritik eşiği geçtiğini göstermektedir. Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolunun Suriye Eşme’sine tahliyesinden sonra “Musul’a yapılacak bir operasyonda Irak’ın yanındayız.  Türkiye; Irak’ın terörle mücadelesinde her türlü istihbarat ve lojistik destek vermeye hazırdır.” diyerek Türkiye’nin IŞİD’e yönelik politikasını ortaya koymuştur. Listeye eklenmesi gereken bir diğer konu  da ABD ile Türk yetkililerce imzalanan “eğit-donat” programıdır. Bu program çerçevesinde seçilmiş ÖSO mensuplarına Türkiye Kırşehir’de ABD ve Türk askerlerince eğitim verileceğidir.

Türkiye’nin IŞİD’e karşı bundan sonra alacağı tavırla ilgili yaygın görüş, bunun bir sertleşme yönünde olacağıdır. Bu argümana göre, Musul’da rehin alınmış olan Türk Başkonsolosluğu personelinin serbest bırakılmasından ve son olarak kuşatılan Süleyman Şah Türbesi’nin de boşaltılmasından sonra, Türkiye rahatlamış durumdadır. Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolunun tahliyesinden sonra, IŞİD’in Türkiye’ye karşı baskı veya şantaj aracı kalmamıştır. Bu durumda; Türkiye’nin, IŞİD’e karşı uluslararası mücadeleye ve bu arada ABD liderliğindeki koalisyona aktif olarak katılması olasıdır. Ancak bu, IŞİD’e karşı oldukça çekingen ve temkinli davranan hükümeti kesin bir değişiklik yapıp bu örgütle aktif mücadeleye girişmeye sevk eder mi ya da bu gelişme Ankara IŞİD’in Türkiye içinde de bir güvenlik sorunu ve tehdidi yaratabileceği endişesiyle IŞİD’e karşı yine ihtiyatlı ve mesafeli davranmayı mı tercih eder sorularının cevaplarına bağlıdır.

Irak’ta IŞİD’e Yönelik ABD ve İran Eksenli Harekat

ABD’nin liderliğindeki koalisyon güçleri IŞİD’e karşı farklı cephelerde (askeri, siyasi ve ekonomik yaptırımlar) mücadele yürütmektedir. Bunlardan biri, IŞİD’in kendi ülkelerindeki yerel kollarını işlevsiz hale getirmek, finansal kaynaklarını kurutmak, örgüte katılımların önüne geçmek, hukuki yaptırımlarla caydırıcılığı sağlamak ve askeri alanda ana gövdeyi oluşturan Irak ve Suriye’de IŞİD’i önce çevrelemek ve ardından bu örgütü etkisizleştirip, yok etmektir.

Kendi ülkelerinde IŞİD’e yönelik tedbir alırlarken (güvenlik açıklarını kapatmak, örgüte katılımları önlemek, istihbaratı güçlendirmek), IŞİD’in hakimiyeti altındaki Irak ve Suriye’de ise IŞİD ile mücadelede büyük sıkıntılar mevcuttur. Özellikle Irak’ta işler daha karmaşık gözükmektedir. Bunlardan biri IŞİD’in Irak’ta Sünni aşiretler tarafından desteklenmesi, Irak ordusunun savaşma azmi ve isteğinin olmayışı, peşmergenin kısıtlı kapasitesi ve beklentileridir (Irak kuzeyindeki bölgeyi biraz daha kuzey batıya ve güneye doğru genişletip daha büyük bir alanda hakimiyet kurmak). IŞİD’e yönelik koalisyon güçlerinin hava harekatı ile destekleyeceği kuzeyden ve güneyden batıya ve kuzey batıya doğru yapılacak kara harekatının bu durumda tam netice vermeyeceği endişesi mevcuttur. Son olarak da, ABD öncülüğündeki ittifak içinde yer almayan ama sahada oyun kurma kapasitesine sahip perde gerisindeki İran‘ın durumudur. Irak ordusu ve İran destekli Şii milislerin Tikrit’te IŞİD’e yönelik askeri harekâtı öncelikli hedefi; Tikrit’in IŞİD’den alınması ve temizlenmesi ve daha sonra Musul’un kurtarılmasıdır. Irak ordusu Tikrit’i IŞİD’den geri alarak ilk hedefini gerçekleştirmiştir. Medyaya göre kara harekâtını Irak hükümeti ve ordusu planladığı ancak İran’ın icrayı ve ateş desteği sağladığı yönündedir. Bu bağlamda; Şii milisler operasyonun asli unsuru olmuştur. Buradaki en büyük endişe ise Musul ve Tikrit gibi stratejik şehirler kurtarıldıktan sonra İran destekli bu milislerin buraları kontrol altına alması durumudur. Dolayısıyla da İran, Irak’ta belli bölgeleri kontrolü altına almış olacaktır.

Ancak ABD’den bağımsız yürüyen Tikrit operasyonu müttefiklerin planlarını olumsuz etkileyebilecektir. ABD’nin en büyük endişesi; Tikrit’in düşmesi sonrası, IŞİD ve Sünni aşiretlerin Şii korkusundan Musul’da direnişi güçlendirecek olmalarıdır. Bu durumda Irak’ta müttefikler/koalisyon gücü zararlı çıkabilecek ve dengeler Kürtler, İran ve IŞİD lehine, Irak Merkez Hükümeti aleyhine gelişebilecektir. Bir ülke coğrafyasında, aynı düşmana karşı, ABD ve İran’ın farklı politikalar, beklentiler ve yöntemlerle, birbirinden bağımsız operasyonlar yapması günümüzün yeni bir gerçeğidir. İran’ın erkenden harekete geçmesi, muharebe sahasını kendince şekillendirmesi, İran’ın bölgede askeri ve siyasi nüfuzunu artırması, IŞİD sorununun yeni bir     boyuta taşınması, savaşın çok taraflı ve çok cepheli/bölgeli olması sıkıntılı konulardır.

Musul’a müdahale planlayan Irak Merkezi Hükümeti (Bağdat) ve ABD yönetiminin planı, Irak ordusuna destek veren Şii milislerin yanı sıra, peşmerge ve Sünni aşiret güçlerinden oluşan ‘Sahva Birlikleri’ benzeri bir gücün de IŞİD’e karşı savaşmasını öngörmektedir. Ancak IŞİD’in Irak’ın Sünni bölgelerinden çıkarılması planı karşısında temel mesele; Sünni bölgelerde yaşayan kesimlerin önemli bir bölümü, Maliki’nin ayrılmasından sonra göreve gelen Haydar İbadi hükümetine de güvenmemesi durumudur. Sünnilerin, Maliki yönetiminde uzun süre devam eden Şii eksenli mezhepçi politikalar ve hak ihlalleri tamamen ortadan kalkmadan ve bu yönde somut adımlar atıldığını görmeden, IŞİD karşıtı operasyona destek vermesi mümkün gözükmemektedir. Özellikle Şii milislerin Tikrit’te Irak ordusunun yanında IŞİD’le savaşması, IŞİD ve Sünni aşiretlerin Musul direnişini güçlendireceği ihtimalini de doğurmaktadır. ABD’nin yapılacak kara harekatına katılacağı bilinmektedir. Ancak ABD’nin hiç hoşuna gitmeyen ve ondan bağımsız yürüyen Tikrit operasyonu koalisyon güçlerinin planlarını olumsuz etkileyecektir. ABD ve İran’ın farklı amaç ve yöntemlerle, ortak düşman IŞİD’e karşı birbirinden bağımsız harekatlar yapması dikkat çekicidir. Eğer Şii milislerin desteklediği Irak ordusu ABD’nin planlı kara harekatından önce Tikrit ve Musul’u IŞİD’den alırlarsa İran’ın Irak üzerindeki etkisi artacak ve birçok kazanımlar elde edecektir.

Bir önemli sorun da Musul gibi nüfusun hayli kalabalık olduğu ve IŞİD’in etkinlik kurduğu bölgelere yönelik bir kara harekâtının büyük can kaybına yol açması ihtimalidir. Diğer bir sorun da; Irak Merkezi Hükümetinin Musul’daki operasyon için peşmergenin Irak ordusunu desteklemesini istemesine karşılık IBKY lideri Mesut Barzani’nin, 3 Ekim 2014’de Rudaw haber kanalında yer alan “Kerkük ve Sincar bölgeleri IŞİD’den temizlenmeden kimse Musul’dan bahsetmesin” sözleriyle bu konudaki tavrını net bir şekilde ortaya koymuştur. Başka bir ifadeyle IBKY’nin önceliği Musul değildir.

Değerlendirme ve Sonuç

IŞİD’in Irak’ta başlayıp, Suriye’yi de içine alan geniş ve derin bir alanda hakimiyetini tesis etmesi, teröristler için cazibe-çekim merkezi haline gelmiş olması, devletleşme yolundaki adımları, yarattığı vahşet ve terör ortamı 21.nci Yüzyılın en önemli olaylarındandır. Devlet olmayan fakat devlet gibi hareket eden bir terör örgütünün kısa bir sürede büyüyüp, etkinleşip zenginleşmesine, ordu gibi birkaç cephede ağır silahlarla savaşmasına, Ortadoğu haritasının yeniden şekillenmesine, beklenmedik ve tahmin edilmedik şekilde bölgedeki dengelerin değişmesine sebep olmuştur.

Hatta ABD ve Batı için Suriye’de Esad rejimi öncelikli tehdit olmaktan çıkmış, IŞİD tehlikesi öncelikli bertaraf edilecek konu haline gelmiştir. IŞİD’in Irak’ta Kürt bölgesine saldırması ve Erbil’e 30 kilometre kadar yaklaşması ABD liderliğindeki koalisyon güçlerinin hava harekatı ile durdurulmuştur. Daha sonra IBKY peşmergeleri ve PKK terör örgütü kuzeyden, Irak Merkez ordusu güneyden olmak ABD önderliğindeki koalisyon güçlerinin hava desteğinde kara harekatı başlatarak IŞİD’i bölgeden uzaklaştırmıştır. Daha sonra IŞİD Suriye kuzeyindeki üç Kürt kantonundan biri olan Kobani’ye üç koldan saldırmıştır. Kobani’nin üçte ikisini alan IŞİD’in ilerleyişi ABD Hava Kuvvetleri nakliye uçaklarının PYD/PKK terör örgütüne havadan ikmal (silah, mühimmat, sağlık malzemesi ve gıda) yapması, ABD liderliğindeki koalisyon güçlerinin Kobani’yi çevreleyen stratejik tepelerdeki ve Kobani’deki IŞİD savaşçılarını havadan yoğun ve etkin olarak havadan bombalaması, IBKY peşmergelerinin ve ÖSO mensuplarının Türkiye’de oluşturulan koridordan ağır silahları ile geçerek PYD/PKK terör örgütünün yanında IŞİD’e karşı savaşması PYD/PKK terör örgütünün elini rahatlamıştır. Kobani’yi bu şartlarda ele geçiremeyeceğini gören IŞİD gerisinde binlerce savaşçısını ölü bırakarak Kobani’den ayrılmıştır.

Irak ve Suriye’de IŞİD haricinde diğer kazanan taraflar Kürtler ve İranlı Şii milisler olmuştur. Suriye’de Kobani’de PYD/PKK; ABD, peşmerge ve ÖSO destekli başarısının ardından bölgedeki hakimiyetini perçinlemiştir. ABD’nin IŞİD’e ve sonrasında Esad rejimine karşı yeni müttefiki olmuştur. Önceden Ayn El Arap adıyla Arap bölgesiyken Arap, Türkmen ve diğer etnik grupların göçle ve zorla bölgeden uzaklaştırılmasıyla Kürt bölgesi haline gelmeye başlamıştır. Irak’ta ise Kürtler (IBKY), IŞİD’in Musul’u ele geçirmesini fırsat bilip, hemen peşmergelerle Irak ordusunun terk ettiği Kerkük’ü ele geçirmişlerdir. IŞİD’in Irak’ta yaptığı katliamlarla büyük bir bölgeden Arap, Türkmen ve Ezidileri daha güvenli bölgelere (Türkiye, IBKY ve Bağdat) göç etmeye ve sığınmaya zorlamasıyla boşalan ve IŞİD’den kurtarılan yerlere Kürtler yerleşmektedir. Irak kuzeyi ve Suriye kuzeyindeki bölgeler Kürt yerleşim merkezlerine dönüşmektedir. Gelecekte Türkiye, İran (Makho, Urumiye)’ı da içine alacak şekilde öncelikle Irak ve Suriye’de olmak üzere bağımsız bir Kürt Devleti kurulacağı aşikardır. IŞİD’e karşı mücadelede ABD liderliğindeki koalisyon güçlerinin yanında yer alan Kürtler ABD’nin yeni müttefikleri olmuştur. Irak ve Suriye’deki beklenmedik gelişmeler fırsat kollayan ve bu fırsatı iyi değerlendiren Kürtler için bir üstünlük yaratmıştır. Halihazırda ABD ordusunun harp silah araç ve gerecini kullanan, kendi meclisi, parası, ordusu, bayrağı ve yönetimi olan Kürtler Irak’ta devletleşme yolunda epey mesafe kaydetmişlerdir. IBKY Başkanı Barzani sık sık ABD’e giderek ABD’li yetkilerle görüşmekte ve istediklerini almaktadır.

İran destekli Şii milisler ise IŞİD’in Irak’taki Şiilere yönelik yaptığı katliamları önlemek ve Irak ordusunun yanında IŞİD’e karşı savaşmak üzere Irak ve Suriye’de bulunmaktadır. Bu milislerin bu bölgelerden ayrılmayarak ele geçirilen ve IŞİD’in boşalttığı bölgelerde Şii hakimiyetini tesis edeceği dolayısıyla da perde gerisindeki İran’ın bölge üzerinde kontrol sağlayacağı ve nüfuz elde edeceğidir.

IŞİD genişlemesini sadece Irak ve Suriye ile sınırlandırmamaktadır. Suriye ve Irak’ta halifelik ilan eden IŞİD’e Kuzey Afrika ülkelerindeki (Libya, Mısır, Cezayir) cihatçı gruplardan sonra, Nijerya’nın kuzeydoğusunda etkili Boko Haram örgütü de biat ederek bağlılığını bildirmiştir. Afrika’daki radikal İslami gruplar vasıtasıyla da etki ve ilgi alanını genişletme ve kökleşme gayretlerini sürdürmektedir. IŞİD Ortadoğu’dan sonra biat eden örgütler vasıtasıyla etkinliğini Afrika’ya taşımıştır. Irak ve Suriye’de savaşıp Avrupa’ya ve diğer ülkelere dönen cihatçılar vasıtasıyla da örgüte eleman kazanmak, propaganda yapmak ve eylem yapılabilecek muhtemel hedeflere keşif yaptırmak amacındadır.

Bölgede en çok hüsrana uğrayan ülke Türkiye olmuştur. IŞİD’in Suriye’de Türkiye sınırında Türkiye’ye komşu durumuna geçmesi, Türkiye-Suriye sınırının kevgire dönmesi, Kobani’deki çatışmalar ve PYD/PKK için koridor açılması, Musul Konsolosluk personelinin IŞİD tarafından rehin/esir olarak tutulması, IŞİD’in Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolu’ndaki Türk askerine karşı tehdidi Türkiye’nin IŞİD’e karşı ABD liderliğindeki koalisyon gücünde yer almasını engellemiştir. Türkiye Esad rejimi ve IŞİD’den kaçan ve sayıları 1.7-2 milyon arasında olduğu değerlendirilen Suriyeli mülteciyi topraklarında misafir olarak kabul etmiş durumdadır. Bu mültecilerin çoğu oluşturulan kamplar dışında, ağırlıklı olarak Gaziantep, K.Maraş, Hatay, Mardin, İstanbul ve Ankara başta olmak üzere Türkiye genelinde her yere dağılmışlardır. Bu insanların çözülmesi gereken barınma, iaşe, sağlık, gıda, eğitim ve iş sorunları mevcuttur. Bu insanların birçoğunun da Suriye’ye dönme niyet ve istekleri bulunmamaktadır. Hükümet her seferinde PYD/PKK’yi terör örgütü olarak gördüğü ve ifade ettiği halde Kobani’deki PYD/PKK- IŞİD çatışmasında PYD/PKK’ ya destek götüren IBKY peşmergelerine Kobani’ye geçişlerini kolaylaştırmak için Türkiye’de bir koridor açarak, PYD/PKK’yı rahatlamıştır. Şah Fırat operasyonunun PYD/PKK kontrolündeki Kobani topraklarında yapılması ve yine PYD bölgesinde ve kontrolündeki Eşme’de yeni türbenin inşa edilmekte oluşu Türkiye’nin PYD ile ister istemez zorunlu ilişki ve koordinede bulunduğu anlamına gelmektedir. Türkiye’nin Suriye ve Irak’taki komşuları ve muhatapları Suriye ve Irak hükümetleri değil, devlet rolündeki IŞİD, PYD/PKK ve IKYB’dir. Türkiye’ni Irak’ta ABD liderliğindeki koalisyon güçlerinin yanında IŞİD’e karşı kara ve hava harekatına katılıp katılmayacağı henüz netlik kazanmamıştır.Türkiye’nin en büyük endişesi ise; IŞİD’in Fransa’dakine benzer ses getirici eylemleri Türkiye’de gerçekleştirmesi ihtimalidir.

Türkiye 3 Mart 2015 tarihinde C-130 tipi iki nakliye uçağı ile Irak Merkezi Hükümetine askeri malzeme (yüksek teknolojili dürbün, muhabere sistemleri, çadır, battaniye, kompozit başlık, eğitim elbisesi-bot, hücum yeleği gibi lojistik malzemeler) yardımı yapılmıştır. Başbakan Davutoğlu, Türkiye’nin Musul’a yapılacak bir harekata katılmayacağını, Musul’un IŞİD’den kurtarılmasından sonra Musul’a Sünni Irak askerlerinin yerleştirilmesi gerektiğini ve sadece Musul’un kurtarılmasının yeterli olmadığını ifade etmiştir. Savunma Bakanı ise Musul’a yapılacak bir operasyonda Türkiye’nin Irak’ın yanında olduğunu ve  Türkiye’nin Irak’ın IŞİD ile mücadelesinde her türlü istihbarat ve lojistik destek vermeye hazır olduğunu ifade etmiştir.

Sonuç olarak; Irak ve Suriye’de beklenmedik yeni ittifakların oluştuğu, sürekli değişen belirsizlik ortamında bölgeyle doğrudan bağlantıları ve sınırı olan Türkiye’nin sorunlarının da artarak devam ettiği görülmektedir. IŞİD’in hala doğrudan tehdidi altında olan Türkiye, Kobani olayları ve Süleyman Şah Türbesi ve Saygı Karakolu’na yönelik tahliye operasyonu nedeniyle PYD/PKK örgütü ile ister istemez temas kurmuş bulunmaktadır. Türkiye’nin Suriye’de Esad rejimi, PYD/PKK ve IŞİD, Irak’ta ise IBKY ve PKK, Türkiye’de ise çözüm süreci bağlamında HDP-KCK-PKK’ya yönelik politikalarının 21 Mart 2015 Nevruz Bayramı sonrası-07 Haziran 2015 genel seçimlerinden öncesi dönemde netleşeceği değerlendirilebilir.

Dr. Hakan Kantarcı

Strateji Uzmanı- normatif