İçten içe…

FacebookTwitterGoogle+Paylaş

İçten içe işgal ediliyoruz!

İçten içe soyguna uğruyoruz!
İçten içe sağlığımızla oynanıyor!
İçten içe öldürülüyoruz!
İçten içe ötekileştiriliyoruz!
İçten içe dinsizleştiriliyoruz!
İçten içe fakirleştiriliyoruz!
İçten içe aşağılanıyoruz!
İçten içe cahilleştiriliyoruz!
İçten içe barbaştırılıyoruz!
İçten içe ruhsuzlaştırılıyor, robotlaştırılıyoruz!
İçten içe…!

Ama kariyerimiz, yaşam şartımız, ideolojik düşüncemiz ne olursa olsun tüm bu “içten içe”lere son verebilmek için sarfettiğimiz sözel çabaları, gündeme geçirmiyor, yaşamıyor, yaşatmıyoruz.
Sanal ya da güncel ortamlarımızda mangalda kül bırakmayan kulis tartışmaları yapıyoruz ancak, o ortamdan çıkar çıkmaz, evlerimize dağılırken adım başı konuşlanmış olan ve kazançlarıyla kimleri beslediğini bildiğimiz iktidar soytarılarının marketlerinde alıyoruz soluğu…
Hafta sonlarında bey, hanım, çoluk, çocuk AVM’lerde ceplerimizdeki sihirli kartlarla doyasıya alışveriş yapıyoruz ay başında alacağımız üç kuruş maaşa rağmen…
Eh… Alışverişten sonra çocuklar, sünger arası ne idüğü belirsiz köfte ister; yanına bir de İsrail milli içeceği…
Çocukları mutlu ettik; sıra bizde… Birer kahve söyler, keyifle yudumlarız gözümüzün içine baka baka, bizi söğüşleyen “Gezici” düşmanlarından...
Soluklanırken de avuçlarımıza sığmayan telefonlarımıza göz atarız ailecek… Bir de ne görürüz!!! Arkadaşın biri saraydaki jakuzinin fotoğrafını paylaşmışşş! Başlarız söylenmeye
içten içe…
Söylenmeyelim, sızlanmayalım boşuna… İdeolojilerimize, düşüncelerimize, kazancımıza, geleceğimize, şehitlerimize, memleketimize el konulmasının sebebi, bizleri yönetenlerin istedikleri gibi ve dolaylı yoldan zorladıkları şekilde yaşamamızdır.
Binlerce ağacın ahını taşıyan ve “Cazip Teklifler”le satın aldığımız o dairelerin toprakları bizim memleketimizin birer parçası ama, bizim olmaktan çıkmaya ramak kalan bir “yuva” bizim malımız değil, kendi kazançlarımızla başımızı soktuğumuz ödünç hapishanelerimizdir.
…………….…………….…………….…………….….

Devleti kalkındırmaktan ziyade, devlet yönetimindeki şahısları kalkındırmayı hobi haline
getirmiş bir halk olarak, şu an yaşadıklarımızı elbirliğiyle hak ettiğimize inanıyorum. Böylesine verimli topraklara sahip olup, ekonomisi çöküşe geçmiş bir ülkenin vatandaşı olmak ağırıma gidiyor.
Çocuklarımıza “haram-helal” kavramlarını aşılamaya çalışırken, aslında çocuklarımıza ait olan rızıkları, kendi ellerimizle devlet büyüklerimizin çocuklarına bahşederek onları mal-mülk sahibi yapmak, çalışma şevkimi kırıyor.
Tüm dünya ülkelerinin zekasını, kişiliğini, cesaretini, insani tüm düşünce ve devrimlerini kabul, takdir ettiği memleketimin kurucusu ATAM’ı yerden yere vuran iğrenç hitaplarına rağmen, tepemize çıkardığımız o şahsiyetlere mecburi hizmet vermekten utanıyorum.
…………….…………….…………….……………...

Parazit gibi her yanı sarmış olan marketlerin yerine, mahalle bakkalını tercih ettiğimde: “Paran çok galiba…” diyen komşum;
Ben çarşılardaki köşebaşı butiklerden alışveriş yaparken, benim aldığım üründen daha kalitesizlerini janjanlı poşetlere sokulduğu için daha pahalıya satın alıp, ayın son haftasını beş kuruşsuz geçiren arkadaşım;
Ben toplu taşıma araçlarıyla seyahati tercih ederken, krediyle satın aldığı otomobilinin vergisiyle ve fahiş benzin giderleriyle “kaliteli” yaşamayı tercih edip, havuza katkıda bulunan gösteriş meraklısı akrabam;
Eğitim vermekten ziyade, eğitimden soğutulmaya çalışılan çocuğumun okul yönetiminden istenen “Eğitime Katkı Payı”nı vermeyişimin sebebinin, verdiğim vergilerle bu hizmetin zaten sağlanması gerektiğini vurguladığımda, bana hain hain bakan okuldaki tuzu kuru veli arkadaşım;
Minibüste ayakta giden sarıklı cüppeli yaşlının, kendisine yer vermem için gözümün içine pis pis baktığına şahit olduğumda:” Yaşınız kaç olursa olsun, bir vatan haini benim yerimi alamaz.” dediğim için beni kınayan badem bıyıklı diğer yaşlı amca;
Oğlumun, evimizde kızlı-erkekli arkadaşlarını ağırlamasından dolayı zinaya çanak tuttuğumu vurgulayan, ” Evime gelen konuklarım, beni ilgilendirir. Şahsıma hakaret etme hakkını size vermiyorum.” dediğimde bana “münafık” yakıştırması yapan Hacı ev sahibem;
Kızının saygısız, küstah oluşundan ve argo lisan kullanmasından rahatsızlık duyan öğrencimin annesine, o an sesini kısmış olduğu televizyon yayınındaki moda yarışmasının, seviyesi düşük sunucularını örnek alabileceğini, bu programların kesinlikle izlenmemesi gerektiğini vurguladığım için beni tersleyen ergenin annesi;
Kendimce verdiğim mücadelede beni yalnız bırakmanız sonucunda, vatanımın başına gelebilecek hiç bir felaketten, bir vatandaş olarak ben sorumlu değilim…
Müsterih olmamın müsterihliğini yaşıyorum.
Sizler rahatınızı bozmayın; yaşayın içten içe…Dualar edin Arapça… Osmanlıca…

Resimdeki yazı: Dürstlük pahalı bir mülktür, ucuz insanlarda bulunmaz.