Hepimiz bir Fidan’ın çürümüş dallarıyız!

FacebookTwitterGoogle+Paylaş

Demokrasi, yasaların üstünlüğü ve toplumsal ahlâk üzerine kurulmuş bir sistemdir. Yani bize biraz yabancı kavramlar:

Yasaların üstünlüğü, toplumsal ahlâk…

Yasal olan her zaman ahlakî midir? Toplumsal ve siyasi etik (ahlâk) kuralları her zaman yasa maddeleri haline getirilip mi korunmalıdır? Bu soruların yanıtlarını toplumbilimcilere bırakalım ve biz Müsteşar Fidan olayına bakalım:

MİT müsteşarı Fidan AKP’den milletvekili aday adayı olmak için, ‘yoruldum’ dedi ve görevinden istifa etti.

Şaşırdık.

AKP Genel Başkanı istifasını onayladım, ‘bilgim var’ dedi.

Daha da şaşırdık.

Onikinci C.B., ‘benim sır küpümdü, istifasına sıcak bakmıyorum’ dedi.

Hayretler içinde kaldık.

Yaklaşık üç hafta geçti, Fidan’la yattık, Fidan’la kalktık.

Neredeyse herkes bir şeyler söyledi, yazdı.

Ne Süleyman Şah Türbesi, ne düşen uçaklarımız, ne Bank Asya’ya el konulması, ne doların yükselişi, ne de ekonominin dibe vuruşu. Hiç birini bu kadar konuşmadık. Hatta, AKP’nin oylarının düşüşte olduğunu bildiren bir anket yayınlayan araştırma şirketine maliye müfettişlerinin baskın yapmasını neredeyse duymadık bile.

Sonuç mu?

Dün gece (09 Mart) itibarıyla Fidan yeniden MİT müsteşarı oldu. Bu gün de gidip makamına oturdu.

Vatana millete hayırlı olsun.

Ama şeytanın işi yok, aklıma Aziz Nesin’den eski bir hikaye getirdi, nedense:

Ağa sabah kalktığında kahyasına arabanın hazırlanmasını, şehre ineceğini söyler. Kahya hizmetlilerin de yardımıyla, en iyi koşumlarla en iyi iki atı arabaya koşar. At araba, atların süsü, arabanın boyası ile göz kamaştırmaktadır.

 

Ağa ve kahya arabaya kurulurlar. Ağanın işareti ile araba hareket eder. Bu hareket sırasında ağa, ‘şu atlara bak, şu arabaya bak, kimde var böylesi’ diye düşünerek kasılmaktadır. Aynı anda kahyanın da aklından; ‘ömrüm el kapılarında geçecek, keşke şu at araba benim olsaydı’ diye geçirirken, Ağa birden bire, arabayı durdurmasını ister kahyadan. Kahya arabayı durdurur. Bu arada köyün dışına çıkmışlardır. Ağa kahyasına dönerek,

– Bu at ve arabanın senin olmasını ister misin? diye sorar. Kahya şaşkınlıktan gözleri yerlerinden fırlayacak gibi,

– Şaka mı bu ağam. Diye sorar.

Ağa, “hayır” diyince de, “ama ağam benim atı alacak kadar param yok ki” der. Ağa da, “para istemiyorum atın b.kunu ye, bu atla araba senin olsun” der. Kahya atın b.kunu yer ve arabanın arkasına kurulur. Ağa da öne arabayı kullanmaya.

Şehirden eve dönerken ağayı sıkıntı basar. Ağa, atla arabayı bu kahyaya verdim şimdi köylüye ne derim diye kendine sorular sorar. Sonra dayanamayıp kahyaya;

– Kahya bu atla arabayı bana satar mısın? diye sorar. Kahya:

– Satmam ama atın b.kunu yersen sana atla arabayı geri veririm der. Ağa da köylüye mahcup olmamak için atın b.kunu yer ve tekrar yerine geçer, kahya da öne arabayı kullanmaya. Köye yaklaştıkları sırada kahya gülmeye başlar. Ağa merak edip sorar:

– Kahya niye gülüyorsun? diyerek..

Kahya da ağaya dönüp:

– Ağam sana bir sorum olacak der.

– Biz köyden çıkarken bu atla araba kimindi? Ağa cevap verir:

-Benim..

– Şimdi köye geri gidiyoruz bu atla araba kimin..Ağa tekrar cevaplar:

– Benim..

Kahya bombayı patlatır:

-Ağam o zaman sen de ben de bu boku niye yedik?

* * *

06 Şubat’ta Fidan müsteşardı. 10 Mart’ta yine müsteşar.

“O zaman biz bu kadar lafı niye ettik? “

Kıssadan hisse: Hepimiz bir Fidan’ın çürümüş dallarıyız!

 

İZMİR, 10 Mart 2015.

Mehmet Atak Tüm Yazılar

Yorum Yaz