Bu darbe bir senaryodur

FacebookTwitterGoogle+Paylaş

Bu kalkışma denilen olayın ciddi bir darbe olduğunu iddia eden arkadaşların aksine ben bu olayın kötü yazılmış bir senaryo ve pahalı bir prodüksiyon olduğunu iddia ediyorum.

 

“Kesin darbe” diyen arkadaşların kendilerince haklı sebepleri olabilir, bu arkadaşlara saygı duyuyorum; ancak bu arkadaşların sakin kafayla madalyonun arka yüzüne iyi bakmalarını salık veririm.

 

Peki, bu neden bir darbe değildir isterseniz ona bir bakalım.

Planın nasıl işlediğini bilmeniz açısından bu konuları bilmenizde fayda var diyerek adına ‘darbe’ veya ‘kalkışma’ denilen olaya neden inanmadığımı adım adım anlatayım.

Bu kalkışma denilen olayla bir taşla kaç kuş vurulabildiğini de sanırım daha iyi anlayacaksınız.

2009 yılında büyük bir kısmı piknik alanı olarak kullanılan Atatürk Orman Çiftliğinde bir adet tabanca bulunmuştur.

Bu dönem, hani şu bazı televizyon kameralarının polisten önce yer tespiti yaptığı; yıllar önce gömüldüğü söylendiği fakat neredeyse bayideki gazeteyle aynı taze baskıya sahip gazetelere sarılmış silahların bulunduğu; aşçıların darbeci, kepçelerin mühimmat olarak ilan edildiği dönemlerdir.

Bu bölge tabancanın bulunmasının ardından yasak bölge ilan edilmiş, akabinde tel örgülerle çevrilmiştir. Ardından bu bölgede yol yapım çalışmaları ile birlikte bir anda bir bina yükselmeye başlamıştır.

İşte bu bina, bugün Cumhurbaşkanlığı Külliyesi olarak adlandırılan binadır.

Planın nasıl işlediğini bilmeniz açısından bu konuları bilmenizde fayda var.

Çankaya Cumhurbaşkanlığı Köşkünü “ Bir gece ansızın gelebilirler” endişesiyle Muhafız Alayı’ndan uzaklaştırarak buraya taşıyan Erdoğan, bu bölgede üç yere de göz dikmiştir. Bunlardan birisi Kara Havacılık Okul Komutanlığı’dır.

Erdoğan’ın Kara Havacılık Okulu’nun buradan Isparta’ya taşınmasını ve buradaki pistin genişletilerek Saraya ait bir havalanı olmasını istediğini Ankara’da yaşayan neredeyse hemen herkes bilir.

Kalkışma denilen olayda Kara Havacılık Okulu’ndan kalkan helikopterler ballandıra ballandıra anlatıldığı şekliyle bu kalkışma denilen olayda önemli rol üstlenmişler.

Olayların bastırılmasının hemen akabinde basında da gördüğünüz emir ve talimatlarla buradan helikopter kalkması yasaklanırken, havada görülen tüm helikopterlerin vurulması ile ilgili emir verildiği bilinmektedir.

Büyük ihtimalle yarın Erdoğan ve Binali Yıldırım, Kara Havacılık Okulu’nun tehdit oluşturduğunu, şehir merkezinde böyle bir okulun olmayacağını ve buranın taşınmasını gündeme getirecektir. Ve akabinde boşaltılan bu alan otomatikman Erdoğan’ın pisti haline getirilecektir.

Erdoğan’ın göz koyduğu diğer bir alan ise Gazi Orduevidir. Ağırlıkla paşaların kullandığı bu orduevini Erdoğan’ın misafirhane olarak kullanmak istediğini yine Ankara’daki sağır sultan bile bilmektedir.

Erdoğan’ın göz koyduğu diğer bir bina ise hemen külliyenin yanıbaşındaki Jandarma Komutanlığı binasıdır. Aldığımız bilgilerde bu binanın yakın korumalarına tahsis edilmesi arzusu yatmaktadır. Büyük ihitimalle yakın bir zamanda bu binada bir bahane ile boşaltılarak arzu ettikleri şekilde dizayn edilecektir.

Bir aşla kaç kuş etti?

Şimdilik üç…

Hemen olay sonrası yazdığım Gazilik ünvanını da içine koy, etti mi dört…

Bugün Atatürk Orman Çiftliği arazisinde yapılan Ankapark projesinin aslında Tema Park Projesi olarak Ankara Temelli yakınlarında yapılmasının planlandığını; Fişek Fabrikası’na nasıl göz koyulduğunu ve burada yapılması düşünülen AVM ve otel projesini inşallah başka bir zaman anlatırım.

 

Evet, gelelim olayın başka yönlerine…

Bir diğer konu ise uzun zamandır Genelkurmay’ın Savunma Bakanlığı’na bağlanması isteniyordu, bu olayın ardından büyük ihtimalle Jandarma içişlerine bağlanarak lağv edilirken, Genelkurmay’da Savunma Bakanlığı’na bağlanacak.

Mutlaka hatırlayacaksınız, polise ağır silahlar alınması bir süre kamuoyunu meşgul etmişti ve itirazlar yükselince bu olay soğumaya bırakılmıştı. Bu olayların ardından polise ağır silah alınması kararı çıkar mı?

Bence çıkacak.

Türkiye’de genç işsiz sayısının had safhaya ulaşmış durumda olduğunu bilmeyen yok.

Olayın hemen akabinde kamuda çalışan binlerce kişi gözaltına alınırken, 21 bin öğretmenin lisansı da iptal edildi.

Bunların içinden binlercesi ‘ ihanet’ veya iş kanunu’nda ne şekilde anılıyorsa hiç tazminat falan verilmeden işten atılacak. Haliyle bunların yerine de bilhassa partili gençler alınacak.

Hani bu atanamayan öğretmenler falan vardı ya, eh haliyle bu arkadaşlara da gün doğacak.

Evet, basit bir anlatımla bir taşla kaç kuş vurulabileceğini görmüş olduk.

Neden inatla bu gerçek bir darbe değildir iddiama gelelim.

1- Darbe denilen olayın gerçekleştiği gün akşam saatlerinde “ Suriye’den 8- 10 füze atar Türkiye’yi savaşa sokarım” diyen MİT Müsteşarı, silahlı kuvvetlerde hareketlenme olduğuna dair aldığı bilgiler üzerine Genelkurmay Başkanlığı Karargahı’na gitmiş ve burada toplantıya katılmıştır.

Dünyanın hiç bir istihbaratının üst düzeyi veya bakanı böyle bir hareketlenme duyumu üzerine böyle bir hareketlenmenin tespit edildiği yerin karargahına gitmez.

Bunun akılla, mantıkla izah edilebilir bir yönü bulunmamaktadır.

Bu arkadaşın yapması gereken şey acilen bir kriz masası oluşturmak, İçişleri Bakanlığı’nı bilgilendirerek emniyetin birliklerin önünde tedbir alınmasını önermektir.

Aynı anda Cumhurbaşkanı ve başbakan, hatta bakan ve milletvekillerini bilgilendirerek güvenilir bölgelere geçmeleri için uyarmaktır. Ancak bunların hiç birisini yapmayan arkadaş direk hareketlenmenin merkezine gidiyor ve ne hikmetse oradan ayrıldıktan sonra da olaylar patlak veriyor.

2- Kalkışma denilen olaya kalkışan kişilerin başında bulunanlara baktığımızda hepsinin general, amiral rütbesindeki kişiler olduğunu basından kolayca görebilirsiniz. Bu adamların bir kısmı 14, bir kısmı ise 18 yaşlarında askerlik mesleğine adım atmış insanlardır. Soruları çalsa da, hile hurdayla general veya amiral olsa da bu insanlar deşifre olan bir planı uygulamaya sokmazlar. Burada şunu da unutmamak lazım. Adına bilmem ne denilen cemaatin insanlarının askeri okullara genelde zeki çocukları seçerek bu insanlara soruları verdiklerini hepimiz zaten bu konuda yazılan kitaplardan biliyoruz. Bu zeki insanların, askeri okullarda aldıkları eğitim ve bilgi yüklemesinin üzerine Harp Akademisi ve Slahlı Kuvvetler Akademisi gibi okullarda aldıkları eğitimleri, kıtalarda yaşadıkları deneyimleri de katarsanız bu tür deşifre olmuş bir planı devreye sokmalarının imkansız olduğunu anlarsınız. Yani kısaca bu insanlar general, amiral boru değil.

3- Kalkışma sırasında kullanılan şu anda dünyanın en iyi savaş uçağı olarak adlandırılan F 16’lara şöyle bir bakalım.

Havadan karaya, havadan havaya zırh delici, beton delicive de lazerli çeşitli bombalar taşıyan bu uçaklar ses hızının iki katı sürat yapmaktadır.

Bu uçaklar eğer ki, Ankara ve İstanbul semalarında alçaktan ses hızını aşarak beş on defa turlasalar ne evinde cam çerçeve, ne duvarında tablo ne de sehpanın üzerinde vazo kalırdı.

Ses hızının üzerine çıkan bu uçakların sebep olduğu sonik patlamalar nedeniyle de millet tankın üzerine çıkmak yerine hastanelerin acil servislerinde izdiham yaratırdı.

Amerika’nın Irak, Türkiye’nin terör örgütü yuvalarına F 16’ların attığı bombalar ve etkilerini zaten hepimiz iyi biliyoruz. Kilometrelerce uzaktan küçük bir bekçi kulübesini tam isabetle vuran; kalın duvarları delen bu uçakların attığı bombalar meclisin çatısında kiremitleri ve camları kırmaktan öte bir zarar vermemiştir. Taş taş üzerinde bırakmayacak bombalar atma özelliğine sahip bu uçakların attığı bombaların bu kadar az zarar vermiş olması, bu olayın bir kurgudan ibaret olduğunun da başka bir göstergesidir.

Keza teröristlerin mağaralarının içini bile yakıp yıkabilen Süper Kobra’ların, Sikorsky’lerin de böyle düşük tempolu kullanılmış olması ilginçtir.

4- Olay gecesi aradığımız MİT civarında oturan emekli asker ve polisler, buradaki patlamaların ses bombası olduğu ve kullanılan mermilerin çoğunun izli mermiler olduğunu söylemişlerdir.

 

5- Özel kuvvetler ve Polis Özel Harekata saldırıyı nasıl açıklayacaksın diyenleriniz mutlaka olabilir. Olayın en ilginç yönlerinden de birisi budur. Buradaki iyi yetişmiş asker ve polislerimiz terörle mücadelede kahramanlık destanları yazan birbirinden değerli insanlardır. Olaya inandırıcılık katma düşüncesi olabilir dışında bir yorumda bulunmak istemiyorum.

 

6- Asikurtlar isimli bir web sitesinde geçtiğimiz ay Bankalar Birliği Komisyonunun raporunun gizlendiği ve sarayın örtülü ödeneğinden darbeye katılan 5 Tuğgeneral, 1 Tümgeneral, 1 Kurmay Albay ve 1 Albaya İsviçre’de bulunan bankalara 185 milyon para gönderildiği ile ilgili bir paylaşım var. Toplamda 1, 3 milyar dolar.

İşte listesi:

Tuğgeneral Ali Osman Gürcan : BANK JULİUS BAER&CO.LTD. : 185,500,000 $

Tuğgeneral Mustafa Kurutmaz :UNION BANCAIRE PRIVÉE : 185,500,000 $

Tuğgeneral Abdülkerim Ünlü : BANK JULİUS BAER&CO.LTD. : 185,500,000 $

Tümgeneral Metin Akkaya : UNION BANCAIRE PRIVÉE : 185,500,000 $

Tuğgeneral Faruk Bal : BSI SA BANK : 185,500,000 $

Tuğgeneral Kamil Özhan Özbakır : UBS A.G. BANK : 185,500,000 $

Kurmay Albay İrfan Kızılarslan : UNION BANCAIRE PRIVÉE : 185,500,000 $

Albay Uğurcan Gençay : UNION BANCAIRE PRIVÉE : 185,500,000 $

 

Bunun açıklamasını kim ve nasıl yapacak merak ediyorum.

İşte bu nedenlerle ben bu kalkışma denilen olayın kişisel çıkarlar için hazırlanmış acı bir oyun olduğunu inatla savunuyorum