Beyin jimnastiği

FacebookTwitterGoogle+Paylaş

Uzunca bir zamandır yazmıyorum. Bari şu olayı yaz diyen arkadaşların ısrarları ile yaşadığımız kalkışmayı biraz irdeleyim istedim.

Biraz kafanızı karıştıracağım ama birlikte düşünelim istedim. Yorumlarınızla da eksik veya yanlışlarım konusunda katkı sağlayabilirsiniz.

 

Isterseniz biraz beyin jimnastiği yapalım ve değişik olaylara değinerek olayları biraz irdeleyelim.

 

Türkiye’de 15 Temmuz akşamı 22.00 civarlarında başlayan ve 16 Temmuz sabahına kadar süren önemli bir tiyatro ortaya koyuldu.

 

Desen ki, iki tane ortaokul, lise bebesine “bize iyi bir darbe planı hazırlayın” yeminle şimdiye hükümet falan kalmazdı.

Hele ki, bu çocuklar şu bilgisayarlarda oynanan savaş oyunlarına da hakimse hiç kimse evinin penceresinden kafasını uzatıp “neler oluyor?” bile diyemez, sadece evinin bodrumunda, apartmanının sığınağında evde ne kadar makarna, bulgur var onun hesabını yapardı.

 

2 tane tank ile İstanbul’da köprüler kapatıldı. Istanbul ve Ankara’da savaş jetleri ve kobra helikopterler adeta havanda su döğdüler.

 

Jetler Meclisi bombalayınca dedik ki, demokrasiye sahip çıkmak amaçlı milletvekilleri orada toplandı “ alın lan size ceza” şeklinde düşünerek, en başlarda olayın ciddi olduğuna inandık.

 

Sonra bir baktık ki, jetlerin atacakları bir tek bombayla meclisin bir kaç kilometrelik alanında taş üstünde taş kalmayacakken birkaç yaramaz çocuk sapanla taş atmışlar da meclisin çatısındaki kiremitleri, camları kırmışlar gibi bir görüntü.

 

MİT binasına helikopterlerle saldırıldığı, bombalar falan atıldığı, silah seslerinin yeri göğü inlettiği haberleri art arda gelmeye başladı.

Helikopterler madem bu kadar bomba attı, “zayiat?”.

Söylenenler tıpkı meclisteki gibi birkaç cam kırığı…

Fazlası olamazdı da, MİT’in yakınındaki binalarda oturanların yüzde 80’i emekli asker ve polistir.

Aradığımızda söylenenler, “ abi ses bombası ve izli mermiler”.

Durum anlaşılmıştı.

Peki, neden 15-16 Temmuz tarihleri seçildi.

Bunun için 13-14 Temmuz tarihine kısaca bakmak yeterli olur sanırım.

Fransa, Türkiye’deki elçiliklerini saldırı tehdidi nedeniyle kapattı.

İstiklal caddesinde ağır silahlı resmi üniformalı Özel harekatçılar dolaşmaya başladı.

Fransa Nice’ta 14 Temmuz Ulusal (Bastille) gün kutlamalarında bir kamyon kutlamaları yapanların arasına ateş açarak daldı. 80’den fazla ölü, 250’den fazla yaralı…

Olayın parmak izi kimin?

DAEŞ!

Peki bu DAEŞ nedir?

Hani annesini süsleyip babaları ile evlendiren uyanık gençler hikayesi var ya, işte böyle isim değişikliği yapılmış IŞİD.

Terör örgütlerinin adını şirinletip şirinletip ortaya sürüyorlar.

Peki, bu DAEŞ’e destek veren kim?

Fransa ve Türkiye.

Tır’ların hikayesine girmiyorum. (İsim verdirip de iş açtırmayın başıma)

Peki, neden Fransa’da bir eylem?

Paraları bölüşemeyen mafya hesaplaşması desek yeridir.

Nice’da gerçekleşen saldırıyı yapanlardan birisinin Türkiye’den gitme olduğu açıklandı.

Şimdi sor Google amcaya, bunu yazan internet sitelerine erişemezsin.

Dünyanın tepkisini çeken Nice olayında gözler birden Türkiye’ye çevrildi mi?

Çevrildi.

Tam “Türkiye terörist devlet” homurtuları yükselmeye başladı ki, Türkiye’de kalkışma oldu.

Dünyanın ilgili gözlerinin dikkati bir anda Nice’ı unutup Türkiye’ye yöneldi mi?

Yöneldi.

Erdoğan bir anda “ mazlum” oldu mu?

Oldu.

Topu da Pensilvanya’da ki aracılığıyla ABD’nin kucağına attı mı?

Attı.

Hadi biraz daha geriye gidelim.

18 Haziran 2016, Erdoğan “Gezi Parkı’na Topçu Kışlası yapacağız, bunun içinde kimseden korkmayacağız” dedi mi?

Dedi.

“Adımı atacağız biran önce yürüyeceğiz. Şunlar şöyle demiş bunlar böyle. Bırakın millet ne diyor biz ona bakalım” diye de ilave etti.

Topçu kışlasının tarihte bir dönem ki yeri ne?

Gericilerin toplanma yeri ve “ şeriat elden gidiyor” diyerek, subayların kafasını kestikleri yer.

Peki, bu sözlerindeki şunlar, bunlar kim?

Cumhuriyeti’nin kurucularına “Ayyaş” denilmesini içine zaten sindirememiş olan, gerektiğinde vatanındaki iki ağaç için canını ortaya koyacak kadar cengaver olan ve Türkiye’nin her tarafında ayağa kalkan milyonlarca Atatürkçü genç- yaşlı, kadın- erkek vatansever.

Amaçlanan ne?

Gezi olayları benzeri olaylar yaratılarak bu vatansever, ulusalcı, Atatürkçü kesimi sokağa dökmek ve ‘millet’ dediği kendi taraftarları ile birlikte dışarıdan ithal ettikleri elleri satırlı kişilerle karşı karşıya getirmek.

Erdoğan bu kışkırtıcı sözlerine istediği yanıtı bu kesimden alamadı.

Kalkışma adlı tiyatro oyununda TRT Televizyonu’nda ‘Darbe metni’ okundu.

(Arkadaş bu nasıl bir metin böyle, kim hazırladıysa ellerine, kalemine sağlık. Kur bir parti, al bu metni o partinin kuruluş sebebi olarak kullan.)

Evet, böylesi müthiş anlamlı metni duyan Atatürkçü, vatansever, alevi-sünni kesimin varsa eline silahını, yoksa eline geçirdiği sopa ile tankların yanına gidip, askerleri “aslanlarım, koçlarım” diye alınlarından öpüp, tankların yanında piyade olarak beklemesi düşünülebilirdi.

Ilımlı ulusalcı kesim sokağa çıktı mı?

Hayır!

Atatürkçüler sokağa çıktı mı?

Hayır!

Alevi vatandaşlarımız sokağa çıktı mı?

Hayır!

İşte Erdoğan burada kaybetti.

Sanıyordu ki, bu kesim televizyonlardan, camilerden, whatsuptan, mesaj ve maillerle sokağa çağrılanlar gibi darbecilerin metnini duyunca sokağa koşacaktı.

İşte Erdoğan ve bu planı hazırlayan kurmayları burada yanıldı.

Çünkü bu kesimin en az eğitim görmüşü ve hatta eğitimsizi bile okumayı, araştırmayı, sever; olayları mantık süzgecinden geçirmeden hareket etmez, eyleme geçmez.

Bazı emekli asker arkadaşlar, bu Pensilvanya’dakinin hakimiyeti ele geçirmek üzere yaptığı bir kalkışmadır diyor.

Mutlaka bu kurgunun içinde onlarda kullanılmıştır.

Şunu unutmamak lazım, Feto denilen zat ile Erdoğan yıllarca kanka değil miydi?

Silahlı Kuvvetler, Emniyet ve yargı içindeki bu yapılanmayı yıllardır birlikte dizayn edip sevk ve idare etmediler mi?

Bu kalkışma denilen kurgu da tutuklananlara baktığımızda onlarca Tugay komutanı, onlarca alay komutanı var.

Böylesi güçlü birliklere sahip, bu subaylar gerçekten darbe yapacak olursa ne olur bir düşünsenize…

Taş üstünde taş, omuz üstünde baş kalmaz, yanılıyor muyum?

Ve hatta bu kadar güçlü birliklere sahip Generaller, Tugay ve alay komutanları, “ Madem bir kalkışma yaptık, şu Yunanistan’a da haddini bildirip adaları alalım, Musul ve Kerkük’ü de topraklarımıza katalım” deseler, bunu yapacak kara, hava ve deniz gücüne sahip oldukları açıkca gözükmüyor mu?

Gözüküyor.

Şimdi bu subaylar gözaltında. Ergenekon, Balyoz kumpaslarındaki gibi bazıları emekliye sevk edilecek, bazılarının rütbeleri sökülecek. Hadi albaylardan geçtik, peki, bu generallerin, amirallerin pilotların yerine kimler gelecek, hangi yapıda, hangi yapının yetiştirdiği, sokuşturduğu insanlar gelecek onu niye düşünmüyor, söylemiyorsunuz?

Gelelim son konuya…

Yıllardır bir kaç kez dışında Atatürk demeyen, diyemeyen Erdoğan, ulu önderimiz hakkında konuşmak zorunda kaldığında Gazi Mustafa Kemal derken nedense hep GAZİ kelimesine vurgu yaparak söylüyordu.

Çünkü oynadığı oyun büyüktü ve o payeye erişmek istiyordu.

Suriye’ye girme düşüncesinin altında yatan da buydu.

Yıllar önce bir grupta söylediğim bu iddiaya arkadaşlar “ abarttın!” diye gülüyorlardı.

1.Meclis aynı zamanda “Gazi” meclisdir.

Peki, yaramaz çocukların sapanla attıkları taşlarla meclisin birkaç tuğlası ve camı kırıldığı için Meclis “ gazi” oldu mu?

Televizyonlarda “ben meclisin başıyım, ben baş komutanım” diye sık sık söylenen Erdoğan’da meclisin başı olarak gazilik ünvanına sahip olur mu?

Atatürkçüleri, Alevi vatandaşlarımızı sokağa dökemeyen; sahte diploma nedeniyle makamını kaybetme riski ile karşı karşıya kalan Erdoğan kurgu olduğu açık kalkışma sayesinde bu payeye erişir mi bilinmez ama yakında bu konuda çok şey duyacaksınız, ilk benden duyun istedim.