Barış güvercini! silah bırakma çağrısı yapmış…

FacebookTwitterGoogle+Paylaş

Ey ahali!

Duyduk duymadık demeyin, aklınızı kuru ekmekle yemeyin,

tez halaylar kurulsun, kazanlar kaynasın, bayramımızdır bugün.

Televizyonda gördüm:

Yer, Dolmabahçe Sarayı,

Süleyman Şah Türbesi kahramanı! Hükümetimizin anlı şanlı iki Bakanı, yanlarında İstanbul’u işgal etmiş İngiliz ordusunun komutanı havasında teröristbaşının vekilleri,

Kameralar karşısına geçmişler

ortada mahzun boynu bükük

Türk Bayrağı.

Duvarda şaşkın, üzüntülü ve kızgın

Atatürk portresi.

Katılımcılar mutlu ve mesutlar,

sanki işi tamamına erdirip mercimeği fırına vermişler.

Tam bir, ‘Allah’ın emri, Peygamber’in kavliyle…’ diye başlayan

Görücü usulü nişan töreni gibi.

Aralarında anlaşmışlar da,

bize sadece usulen tebliğ ediyorlar.

Babalığımız başlık parasını sayarken,

birine gelin gidiyoruz ama kime?

Kime, kaça satılmışız bilmiyoruz.

Belki de bedavaya gittik,

bir başkanlık koltuğu uğruna,

berdel oluyoruz belki de.

Bilinmez, büyüklerimiz bilir de, bize açıklamazlar.

Zaten bilip de napcan?

Kır dizini otur yerinde,

ucuz işçi ol, hayatını ver

üç beş doğur, hamur yoğur,

ara sırada bana oy ver, yeter.

Sen benden iyi mi bilcen?

Ben senin yerine de düşünürüm.

Sonradan anladım,

kız isteme töreni değilmiş.

Meğerse;

Eli kanlı teröristbaşı, silah bırakma çağrısı yapmış!

Teröristbaşı, yaptığı istişare toplantısı sonucunda Kandil ile Beştepe arasında arabulucu olmaya karar vermiş ve iki tarafı da barışa çağırmış!

Yazdırdığı buyruklarını, beyaz gömlekli artist kılıklı biri okuyor, maddeler halinde. Ben ikinci maddeden sonra o sevinçle! televizyonu kapattığımdan ve sokaktaki halaya yetişmek için dışarıya koştuğumdan hepsini duyamadım, siz artık gerisini Özgür Sabah, Biji Akşam, Takvim Gündem gibi bağımsız! gazetelerden okursunuz.

Televizyonu kapatmadan hemen önce kulağıma çalındı:

“Yeni Anayasayı dört gözle bekliyoruz” diyesiymiş ve “silahları bırakın” diye çığırıyormuş. Artık demokratik mücadele zamanıymış!

Öyle diyor elçileri!

En son, ağzımdan sevinç köpükleri saçarak bildiğim bütün küf…leri haykırırken bağırdığımı hatırlıyorum:

“Ulan, mevcut Anayasanın hangi maddesi batıyor, pardon demokratlığını engelliyor?”

 

Bir ülke biliyorum, masalları vardı, tekerlemelerle başlayan. O ülkede masallar, korkarım ki artık şöyle başlayacak:

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde,

katillerin barış güvercini,

hırsızların kadı olduğu

ülkenin birinde

bir halk yaşarmış.

Ruhu duymazmış kıçından donunu alsan,

ama verilmeyen penaltı için sokakları yakan…

İşte o halkın yaşadığı ülkede

bir gün bir seçim olmuş

….

(Masalın sonunu Haziran’da yine aynı halk yazacak)

 

İZMİR, 01 Mart 2015.

Mehmet Atak Tüm Yazılar

Yorum Yaz