Ayrışma Yarışı

FacebookTwitterGoogle+Paylaş

ok01

Gâvur, kendine fayda sağlamak için atomu bile parçalamıştır. Aklını başka dünyalara saklayan toplumları parçalamak, onun için çocuk oyuncağıdır.

Adamla tanışmadık bile. Sadece aynı ortamdaydık. Selamlaştık ve bana memleketimi sordu…
Nefret ettiğim durumlardan biridir. Bu soru bana göre, insana doğduğu yere göre değer biçen aşağılık bir paradigmanın ürünüdür.  Ama insanımız böyle. Yapacak bir şey yok.

İli söyledim.  Adama yetmedi  “içinden mi?” diye sordu.  İsteksizliğimi hissettirerek ilçeyi söyledim. Adam hala tatmin olmadı soruyu yineledi. “İçinden mi?”. İçimden söverek “hayır “ dedim ve köyümü söyledim.  Fakat adamın hiç durası yok.  Antropolog kesildi başımıza…

“Yörük müsün?”

İşte bu soru bardağı taşırdı.

“Vallahi bilmiyorum. Ben sadece bir insanım ve Türkiye’de yaşıyor, Türkiye Cumhuriyeti nüfus cüzdanı taşıyorum. Başka şeylerden haberim yok. Hele ki geçmişi görebilme kabiliyetim hiç yok. Hiç kimse kendine hayat veren sevişmeye tanık olamaz. Nesiller öncesinde kimim kiminle çiftleşmiş olduğu hiç ilgimi çekmiyor.”

Hemen çark etti. “ Yok yok yanlış anlama o bölgede Yörükler var bir de … (ne o zaman anlamıştım ne dediğini ne de sonra öğrenebildim) ‘lar var da onu merak ettim.”  dedi.

Ben hiç merak etmiyorum dedim ve muhabbet (sorgulama mı desem) bitti.

Şu anlamadığın etnik yapıyı bulmak için biraz araştırayım derken; ülkedeki onlarca dini ve etnik yapıya ve bunların organik oluşumlar çabasında olduklarına, sözlükler oluşturmaya çalıştıklarına rastladım. Kimilerinin itilip kakıldığı, kalabalık olanlar arasında kabul görmek ve yaşamlarını yaşanır kılmak için şirinleşmeye çalışırken yeni isimler aldıklarını fark ettim.

Aradan neredeyse çeyrek yüzyıl geçti.

Bir kalkınma ajansının duvarına kocaman bir pankart asılmış.  “ Öncelikli Sosyal Projeler Olmak Üzere AB Fonundan Destek Kredisi”  gibi bir şeyler yazıyordu.  Üretimi destekleyen krediler de vardı elbette ama anladım ki sosyal dokuya dokunmak da istiyorlar.  Zaten AB’nin bizi hangi koşullarla ve niçin desteklediği de bir muamma ama neyse…

Konuya biraz eğilince devlet desteklerinin de olduğu, derneklerin projelerine karşılıksız krediler verildiğini öğrendim.  Etnik ya da yöresel bazlı gurupları temsil eden derneklerin, anma, şölen, gezi vs. faaliyetlerde desteklendiğini gördüm.

Belediyeler de neredeyse hizmeti bırakmışlar ve sosyal proje adı altında benzer faaliyetler için yarış halindeler. Konserler, şölenler, sergiler, geziler gırla gidiyor.

Hepiniz bir ağızdan; “Eee ne olmuş yani”  diyorsunuz biliyorum. Çok kısa şöyle özetleyeyim:

Öncelikle inşaat sektöründe olduğu gibi, para, dönüşümlü yatırımdan tek kullanımlık hale gelerek buharlaşıyor.  Oysa sosyal refah, ekonomik gelişimin bir sonucu olmalıdır. Öncelikle AR-GE ve üretim projeleri desteklenmelidir. Ulaşılacak ekonomik zenginlik zaten, doğru politikalarla, sosyal refahı getirecektir. Borç parayla eğlenceye gidilmez…

Diğer yandan, desteklenen projelerle ortaya ; “ Yörük şenliği” , “Çerkes şenliği” , “Karadenizliler şenliği” , “Laz şenliği”  ve yaygınlaşmamış, duyulmamış başka mikro şenliklerle bezeli ve mozaik diye şirinleştirilen bir manzara ortaya çıkıyor. Lokal olarak bakıldığında masum gibi görünse de genelin içine atılan birer ayrışma tohumu olduğu fark edilmelidir.

Yürürken kafanızı kaldırıp levhalara bakarsanız ne kadar çok din, mezhep, etnik, yöre ve hemşehricilik tabanlı dernek olduğunu görürsünüz.

Özellikle belediyelerin destekledikleri etkinliklerin genellikle manevi ve dini faaliyetler olduğunu, bununla birlikte ümmet millet kavramlarını ayırt edemeyenlerin gönlünü kazanmak ve geçmişi özendirmek için, eski Türk sporları olan okçuluk, atlı okçuluk gibi alanlar açtıklarını, evrensel değer taşıyan ve olimpik aktiviteleri ise “dostlar alışverişte görsün” kabilinden yaptıklarını fark etmek hiç zor değil.

Ve nihayet;  alıştığımız din ve milliyet pazarlayan siyasi partilerden sonra, bir İslami terör örgütünün partileşmesini sindiremeden, mikro milliyetçi partiler, yarışa başladı. Kürtlerden sonra Çerkesler de bir parti kuruvermişler.

Bakalım bronz madalyayı kim alacak. Yörükler mi? Lazlar mı?..