Çarşamba, Eylül 17, 2014
SON DAKİKA
Buradasınız: Anasayfa » Ekonomi » Ankara’ya deniz geliyor! Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Aday Adayı Ali Başkaraağaç’tan müthiş proje

Ankara’ya deniz geliyor! Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Aday Adayı Ali Başkaraağaç’tan müthiş proje

   14 Nisan 2013  04:36  
Ankara’ya deniz geliyor! Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Aday Adayı Ali Başkaraağaç’tan müthiş proje

Ali Başkaraağaç

Ayaş Belediye Başkanı

Ankara’ya deniz geliyor!

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı için adaylığını ilk açıklamış kişi olan Ali Başkaraağaç, yıllarını siyasetin her kademesinde yaşamış ve toplumla bütünleşmiş birisi.

İki dönemdir Ayaş Belediye Başkanlığı görevini başarıyla yürütmekte olan Başkaraağaç, artık Ankara’nın gerçek bir dünya başkenti olması gerektiğini söylüyor.

Başkaraağaç, Ankaralıların ve Ankara’yı memleket saymış insanların gurur duyacakları bir Ankara yaratmak için büyüklü küçüklü çok önemli projeler hazırladıklarını söylerken, bu projelerinden bir tanesinin de Ankara’ya deniz getirerek burayı turizm alanında gelişmiş bir başkent yapma ideali içinde olduğunu söylüyor.

Yoğun mesaisi arasında röportaj isteğimizi geri çevirmeyen CHP Ankara Büyükşehir Belediye Başkan aday adayı Ali Başkaraağaç’a Ankara’ya deniz getirme projeleri de dâhil olmak üzere merak ettiklerimizi sorduk. Sorularımıza içtenlikle cevap veren Başkaraağaç ile yaptığımız görüşmede konuşulanların sadece Ankaralıları değil tüm Türk Halkı’nı ilgilendirdiği düşünüyoruz.

Sizi tanıyabilir miyiz?

1962 yılında Ankara’nın en eski yerleşim birimlerinden olan Hacettepe Semti’nde doğdum. 70’li yıllarda bir takım sivil toplum örgütlerinde toplumsal hareketlerin içerisinde yer alarak siyasi yaşama merhaba dedim.

CHP Gençlik Kolları Ankara Başkanlığı görevini üstlendim. Çankaya İlçesi’nde yönetim kurulu üyeliği, beş dönem kurultay delegeliği, iki dönem ilçe başkanlığı görevini yürüttüm. İki dönemdir ise; Türkiye’nin belki de en eski yerleşim yerlerinden olan Ayaş Belediye Başkanlığı görevini yürütmekteyim.

Uzun yıllar siyasetin içinde olan birisiniz, bu konuda neler söylemek istersiniz?

Sorunların çözümü konusunda her insanın siyasetin içerisinde yer alması gerektiğine ve her insanın siyasetle uğraşmak zorunda olduğuna inanan insanlardan biriyim. Siyasetle uğraşan insan toplumsal konularda duyarlı bir insandır ve yapılan haksızlıklarda reaksiyon gösterir.

Duyarsız insanlar ise ‘’ bana bir şey olmaz’’ veya ‘’ bana ne’’ mantığıyla hareket ederek kendi körlüklerini gizlerken toplumun da körleşmesine sebep olurlar.

Doğruyu, iyiyi, güzeli savunmak için insanların siyasetin içerisinde olmaları gerekmektedir.

Bende bunu tercih edenlerden oldum. Gençlik hareketlerinin içinden gelen ve şuan siyasetin içinde biri olan ben; Türkiye’nin daha iyiye, daha güzele, refaha ulaşması konusunda siyasetin içerisinde olunması gerektiğine inanıyorum. Bu yolu seçtim ve gençliğimin ilk yıllarından bugüne aktif olarak bu uğurda çalışmaktayım.

Peki, Türkiye’nin şu anki durumunu nasıl görüyorsunuz?

Maalesef, Türkiye Cumhuriyeti eksen kaymasına uğramış durumda ve çok kötü yönetilmekte.

1980 darbesi sonrasında ‘’ Rabıta’’ ile bunun temelleri atılmış ve farklı siyasi sistemlerin oluşması sağlanmıştır.

Tarikatlar o dönemde de siyasetin bir ucundaydı; ama bugünkü gibi siyasette hiç ön planda olmadılar.

1983’de farklı görünerek tüm bu oluşumlar bir araya getirilerek iktidar oldular ve iktidarları ile birlikte devlet dairelerinde kadrolaştılar. Bugün baktığımızda o farklı görünen oluşumlar örümcek ağı gibi her yeri sarmış durumdalar ve adeta büyük Türkiye Cumhuriyeti’ni kendi içerisinde parçalanmasına sebep olacak çalışmalar yapmakta olduklarını görüyoruz.

Bu anlayışın düşünce sistemleri içerisinde toplum yoktur; onlardan olan veya onlardan olmayan vardır. Menfaatleri ön plandadır. Menfaatçiliğin olduğu yerde de halka hizmet beklemek yanlıştır.

Buna karşı ne yapılması gerekiyor?

Türkiye’de halk hareketlerinin başlaması gerekiyor. Bu halk hareketlerinden kastım ayaklanma değil; düşünen, sorgulayan örgütlü bir toplum haline gelinmesi gerekiyor.

Düşünen, sorgulayan, örgütlü toplumlar karşısında iktidarlar canlarının istediği kanunları kafasına göre çıkartamaz. Bilir ki, karşısında ciddi bir karşı duruş vardır. Bu karşı duruş muhalefetin de güçlenmesine ve toplumun menfaatine olmayan olaylarda ciddi karşı duruş sergilemesine imkân sağlar.

Bugün bu karşı duruşu görmememizin sebepleri nelerdir?

İnsanlarımızın, gençlerimizin kitap okuma alışkanlıklarını yok ettiler. İnsanlarımız, gençlerimiz toplumsal olaylardan çeşitli faaliyetlerle uzaklaştırıldı. Korku toplumu yaratarak; düşünen, sorgulayan insanları tedirgin ettiler. Gençlik hareketlerini durdurdular.

Zaman içerisinde bu ve bazı faaliyetleri ile insanların duyarlılığı, tepkisi kırıldı. Biat toplumu oluşturuldu.

Biz tam bağımsız Türkiye modeliyle hareket ettiğimiz sürece AB-D’nin ülkemiz üzerinde oynadığı oyunlara ‘’ dur!’’ deme, diyebilme şansımız vardı bunu da gençliğin önünü tıkayarak, gençlik hareketlerini durdurarak sağladılar. Bunun sonucu olarak gelinen noktaya baktığımızda ODTÜ’deki olaylardan da anlaşılacağı gibi,gençlikten korkan ve bir üniversiteye 500’den fazla polis koruması ile giden gençlerden kopuk ve korkan bir başbakan ve başbakana güvenmeyen bir gençlik oluştuğunu açık şekilde görebiliyoruz.

Sadece gençlik olarak değil halkı ile de bağları kopuk bir yönetim oluştu. Dünyanın hiçbir ülkesinde böyle halktan kopuk yaşayan ve halkından, gençliğinden korkan yöneticiler yok.

Peki, Ankara olarak konuyu ele alırsak, neler söyleyeceksiniz?

Ankara’da diğer bazı şehirlerimizde de uygulanan politik bir oyun söz konusu..Ve Ankara’da, Ankaralılar üzerinde oynanan oyunlar diğer şehirlerdekinin aksine daha bariz bir şekilde görülmekte. Bu oyunu sadece Ankaralılar değil tüm Türkiye ve hatta dünya görmekte.

Ankara Halkı 20 yıldır hükümetlerinde desteği ile iktidar olan Melih Gökçek’in oyunlarına maalesef figüranlık yapmakta.

Memur, öğrenci ve çiftçi memleketi olan Ankara Halkı fakirleştirilerek düşünme yollarını kestiler. Ve gıda yardımları ile kömür yardımları ile biat toplumu yarattılar.

Biat kültürü sonucunda da 10 yıldır yanlışlarına yanlışlar ekleyen Ak Parti iktidarı ve 20 yıldır da Melih Gökçek’in yerel yönetim yanlışlarını yaşamak zorunda kaldık.

Büyükşehir başkan aday adayısınız. ‘’ Aynası iştir kişinin lafa bakılmaz’’ deyişimizden hareketle önce görevde bulunduğunuz Ayaş’ı konuşalım ardından Büyükşehir Belediyesi ile ilgili görüşlerinizi alalım. Başkanlığını yaptığınız iki dönem boyunca Ayaş’ta neler yaptığınızı özetler misiniz?

1872’de belediye olan Ayaş’ta 50 yıldır neredeyse hiçbir şey yapılmamış, hizmetten mahrum kalmış, ötelenmiş bir belediyeyi teslim aldım. O dönemde dokuz mahallemiz vardı ama maalesef bu mahallelerimiz alt yapısından üst yapısına kadar tamamen çökmüş neredeyse viran haldeydi.

Önceliğimizi bu mahallelerimize ve sokaklara verdik. Tüm mahallelere, caddelere, sokaklara girerek bu alanları yaşanabilir hale getirmeye çalıştık ve bunu da başardık.

Ayaş Halkı ile belediyenin bütünleşmesini, kucaklaşmasını sağladık. Kapımızı tüm insanlara açık tuttuk. Bunları yaparken de hiçbir parti ayırımı gözetmeden, herkese eşit yaklaşarak yaptık.

Ekonomik olarak yeterli imkâna sahip olmayan ailelerimizin, çocuklarının derslerinde arkadaşlarından geri kalmaması için ücretsiz matematik, fizik, kimya, geometri ve İngilizce kurslar vererek çocuklarımızın okuması, ülkesine milletine faydalı birer birey olarak yetişmesine imkan sağladık. Bunun semeresini de öğrencilerimizin gerek üniversite imtihanlarında gerek okul hayatlarında başarıları ile görmekteyiz ve bu da bizi çok mutlu ediyor.

İlçemizdeki genç yaşlı 500 kadınımızı Ankara’da sinemaya götürdük. Hayatlarında hiç sinemaya gitmemiş olan hanım teyzelerimizin yüzlerindeki mutlulukbizim hizmet etme şevkimizi daha da kamçıladı.

Hatta burada ilginç bir anekdotu da aktarmak isterim. Gideceğimiz sinema Meclis’e yakın bir yerdeydi ve Kızılay’dan sinemaya doğru yürümek zorundaydık. 500’ e yakın kimi şalvarlı yöresel kıyafetli kadınımızı meclise doğru yürürken gören polisler meclise eylem yapmaya gidiyoruz sanmışlar ve durdurdular. Sinemaya gittiğimizi söyledik, inanamadılar ve polis kordonu ile sinemaya gittik. Buda ülkeyi yöneten iktidarın kadınından, köylüsünden, çiftçisinden, esnafından ne kadar kopuk olduğunun ve korktuğunun basit bir göstergesidir.

1400 yıllık bilinen tarihe sahip Ayaş’ın gerek Türkiye’de gerekse yurt dışında tanınması için çalışmalar yaptık. Bunda da başarılı olduğumuza inanıyorum.

Tüm çalışmalarımızı da belediyemizin kısıtlı imkânları ile yaptık. 2004 yılında Büyükşehir sınırları içerisine alınan Ayaş’ımızın ekonomik gücü bitti, kaynakları elinden alındı. Bu olumsuzluklara, engellemelere rağmen doğru zamanda doğru yerde doğru işi yaparak, dik durarak hizmetimizi yılmadan sürdürdük.

Engellemelerden kastınız nedir?

Bakın, belediyecilik her nerede olursa olsun hiçbir siyasi ayırım gözetmeden belediye sınırları içerisinde yaşayan herkese eşit hizmet anlayışıyla yapılması gereken bir iştir.

Belediyecilik anlayışında siyasi fikirler değil eşit hizmet fikri önemli ve önceliklidir. Ancak günümüzde bu anlayış yıkılmış siyasi erkler, iktidarlar ‘’ bu belediye bizden buraya hizmet verelim, şu belediye bizden değil burayı es geçin’’ anlayışıyla hareket etmekteler. Ayaş Belediyesi olarak bizim iki dönemdir iktidarın karşısında olan bir parti olarak seçimleri kazanmamız, iktidarın, siyasi erklerin ve Büyükşehir belediyesinin engellemeleri ile karşılaşmamıza sebep olmakta.

Basit bir örnek vermek gerekirse; Valilikte kültür varlıklarının değerlendirilmesi için bir havuz vardır. Bu havuzda emlak vergilerinin bir kısmı yatırılmakta ve bu toplanan para tarihi ilçelerimizin, tarihi değerlerimizin ön plana çıkartılmasında kullanılmaktadır. Ancak Ankara’nın en eski ve tarihi değerleri diğer bölgelerden kat ve kat fazla olan Ayaş Belediyesi tüm uğraşlarına ve projelerine rağmen bu havuzda toplanan paralardan mahrum bırakılmaktadır.

Ayaş’ın tarihine ve kültürel yapısına baktığımızda Hamamönü’nün dört katı büyüklüğünde kültür varlıklarına sahip bir ilçeyiz. Buna rağmen seçimlerde iktidara karşı dik duruş sergileyen Ayaş Halkı ve Ayaş Belediyesi adeta cezalandırılırken; tarih ve kültürel varlık olarak pek bir özelliği olmayan, tek özellikleri iktidara yakın olmak olan belediyeler bu havuzdan faydalandırılarak adeta ödüllendirilmektedir.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı aday adayısınız ve bunu ilk açıklayansınız. Partinizin adaylığınıza bakışı nasıl?

Gençliğimden beri Cumhuriyet Halk Partisi çatısı altındayım. Benim çalışmam, topluma hizmet aşkım partililerim tarafından da iyi bilinmektedir. Görüştüğümüz partinin ileri gelenleri tarafından destekleniyorum.  Bunun dışında tabandan da çok büyük destek görmekteyim. 30 yılı aşkın süredir bu partinin çatısı altında Atatürk’ün mirasına sahip çıkanlardan oldum ve partime ve liderlerine halel getirmeden çalıştım.

Üstelik ben Ankara’da doğdum, Ankara’da büyüdüm, Ankara’da yetiştim. Ankara’nın soğuk ayazlarında üşüdüm, yaz güneşinde ısındım.

Bende tüm Ankara çocukları gibi çocukluğumda sokaklarda misket oynadım, topaç çevirdim.

Köylerde harmana gittim. Ankara’nın eşsiz pınarlarında su içtim. Ankara dışına çıktığım zamanlarda Ankara’yı, havasını, suyunu özledim.

Ankara’nın köylüsü, çiftçisi, işçisi, memuru, öğrencisi ile birlikte güldüm, birlikte ağladım.

Kısacası dışarıdan gelme değil, Ankara’nın öz be öz evladıyım. Ataları, dedeleri, nineleri, babası annesi hep Ankaralı olan birisiyim.

Yıllarını, bu partide geçirmiş ve her görevi alnının akıyla başarmış birisi olarak; Ankara’da solunan havayı en iyi bilenlerden birisi olarak takdir edileceğimi umuyorum.

Peki, adaylığınızı erken açıklamış olmadınız mı?

Hayır, bilakis geç bile kalınmış bir açıklamadır. Bir ilçenin bile belediye başkanlığına aday olsanız en az 1,5- 2 sene önceden bunun belirlenmesi ve çalışmalara başlanması gerekir. Kaldı ki, 5 milyon civarında bir nüfusu olan Ankara gibi önemli bir şehrin, başkentin başkanlığına adaysanız biran önce çalışmalara başlamak zorundasınız. Partinin veya partinin değerlendireceği adaylar için ‘’ dur bakalım, rakibimizi görelim’’ veya ‘’ alternatifleri değerlendirelim, son dakikaya bırakalım’’ gibi bir lüksü olmamalı diye düşünüyorum.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı olursanız ne gibi farklılıklar ortaya koyacaksınız?

Öncelikli hedefimiz Ankara’yı tekrar başkent yapmaktır. Ankaralıların ve Ankara’da yaşayanların gurur duyacağı ve tüm dünyada örnek şehir olarak gösterileceği bir başkent yaratmak en büyük arzumuz.

Ankara’yı siyasete ve siyasetçiye hizmet eden değil halka hizmet eden bir belediyecilik anlayışıyla hangi partiden olursa olsun tüm insanlara ve meskenlere eşit hizmet götüren; halkıyla barışık belediye haline getireceğiz.

Halkından korkan değil, halkıyla kucaklaşmış ve el birliği ile gönül gönüle çalışacak bir Ankara Belediyesi yaratacağız.

Toplu konut adı altında ve çeşitli rant imkanları ile tarihi ve kültürel değerleri yok edilen Ankara’yı, tarihsel ve kültürel değerleriyle örnek şehir haline getireceğimizden de kimsenin şüphesi olmasın.

Ankara’nın üzerine 20 yıldır ipotek koymuş ve karabulut gibi duran yumurtacı Melih Gökçek’in iktidarını yok edecek ve rant yollarını kapatacağız. Ve Ankara’nın bugüne kadar kaybolan yıllarının hesabını soracağız.

Kısacası Ankaralıların haklarının gasp edilmesinin önüne geçeceğiz.

 

Peki, projeleriniz var mı, nelerdir?

Ben, halka hizmete gönül vermiş birisiyim. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı düşüncem bugün ortaya çıkmış bir düşünce değildir. Yıllardır Ankara’ya, Ankaralılara hizmet verme aşkıyla yanan birisiyim. Bu uzun yıllar içerisinde belki kimse bilmedi; ama ben ve arkadaşlarım gece gündüz demeden ‘ bir gün muhakkak’ diyerek çalışmalarımızı yıllardır hiç aksatmadan sürdürdük, önemli projeler ürettik.

Ankara’yı ve Ankaralıları coşturacak, inanılmaz gibi görünen projeleri gerçekleştirecek, eserleri Ankaralıların hizmetine sunacağız.

Bu projelerinizi öğrenmemiz mümkün mü?

Ankara bugün Türkiye turizm gelirlerinden yüzde 2 oranında bir pay elde ediyor. Biz bunu asgari yüzde 15- 20 seviyesine çıkartacak projelerle geliyoruz.  Bunu da insanları AVM’lere sokarak, zaten fakir düşmüş halkı alış- verişe yönlendirerek ShoppingFest gibi uygulamalarla yapmayacağız.

Genç- yaşlı, kadın- erkek ve çocuk tüm insanlarımıza fayda sağlayacak, yüzlerini güldürecek, Ankaralı olmaktan ve Ankara’da yaşamaktan gurur duyacakları projeleri tek tek zaman içerisinde açıklayacağız.

Bu projelerimizden bir tanesini de sizin aracılığınızla halkımıza duyurmakta bir sakınca görmüyoruz.

‘’ Ankara’ya deniz getireceğiz’’

Bu biraz abartılı bir proje olmadı mı?

Aslında insanlarımız maalesef Ankara’da, Gölbaşı’nın en az 100 katı büyüklüğünde bir denize sahip olduklarını bilmiyorlar. Çünkü 20 yıldır Melih Gökçek ve on yıldır iktidar birlikte hareket ederek Ankaralıları körleştirdiler. Onlar ne verirse ona razı bir hale geldiler; getirildiler. Yaptıklarının doğru olduğu konusunda insanları makarna ile kömürle ikna ettiler, yönlendirdiler. Yarattıkları biat toplumu bile artık bunlardan ve yaptıklarından nefret eder, tiksinir hale geldi.

Melih Gökçek ve iktidarın bugüne kadar Ankaralıları kör ederek sakladıklarını ve rant için yok ettiklerini geri kazanımlarla Ankaralıların hizmetine sunacağız. Bundan da hem Ankaralılar hem civar iller büyük imkânlar elde edecekler.

Yani yolun sonuna mı gelindi?

Kesinlikle evet. Yumurtacı Melih Gökçek iktidarı artık yolun sonuna geldi. Ankaralı gururludur ve vatanseverdir; Seğmen’dir, gereğini yapacaktır.

Seğmen’ler yumurtacı Melih Gökçek’i al aşağı edecek; rant yollarını tıkayacaktır.

Bir başkaldırı mı olacak?

Hayır, Ankaralı Seğmen’dir, efendidir ve yeri geldiği zaman ne yapması gerektiğini bilir. İşte bu yüzden diyorum ki, Ankaralı önce yumurtacı Melih Gökçek’in işini sandıkta bitirecek. Ardından mahkemelerde Ankara’ya kaybettirdiklerinin hesabını soracak.

Yıllardır Melih Gökçek ve avenesinin neler yaptıkları, nasıl imkanlar elde ettikleri, nasıl bir rant paylaşımı içinde oldukları Ankaralıların gözlerinin önünde cereyan etti. Ankaralı efendiliği ile bugüne kadar sustu, ses etmedi ama artık bıçak kemiğe dayandı. 29 Ekim’de Ankaralı tepkisini aslında bunlara karşı,yapılanlara karşı gösterdi. Belki anlamamışlardır diye 10 Kasım’da da mirasına sahip çıkacağız diyerek önderimize koştu.

İşte bu yüzden diyorum ki; Ankaralılar, Melih Gökçek ve avenesine dersini sandıkta verecektir.

Peki, son olarak Ankaralılara söylemek istediğiniz neler var?

Uyanık olsunlar. Okusunlar, haklarına sahip çıksınlar.

Kör uykusundan kalksınlar!

Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün Gençliğe Hitabesini ve Nutuk’u tekrar tekrar okusunlar.

Melih Gökçek ve avenesinin haklarını nasıl gasp ettiğini, Ankara’dan nasıl rant elde ettiğini, talanlarını görsün, bilsin, duysunlar!

Artık, Ankara’yı Ankaralıların yönetmesine izin versinler ve bunun için de gereğini yapsınlar.

Tüm Ankaralılara, Ankara’da yaşayanlara ve Ankara’ya gönül verenlere selamlarımı, saygılarımı sunuyorum.

 

2 yorum

  1. yasemin gül ayaşlı

    ayaşı hallettiniz sıra ankarayamı geldi ayaşın çöpleri merkez şaban şifai cad. 4 haftadır çöpleri alınmıyor heryer pislik içinde heryer başı boş köpek dolu sokağa çıkamıyoruz tuvaletler pislik içinde ayaşa hangi icraatınız olduki ankaraya talip oluyorsunuz .ayaş 50 yıl geri götürdünüz ayaşı harebe ettiniz bir zamanların en güzel en gelişmiş şehrini yokettiniz.ali başkana oy verecekler gelsin bi ayaşı görsün ondan sonra karar versin.

    • Yasemin Hanım ben de bir Ayaşlıyım. Ayaş’ın bundan 10 sene önceki halini bir hatırlayın isterseniz. Koskoca ilçede Atatürk büstü yoktu, Ali Başkaraağaç ile geldi. Su yoktu, geldi. Köy gibi toprak yollarda çamurlarda yürüyordunuz, parke taş fabrikası kuruldu her yer asfaltlandı ve parke taş döşendi.Atalarınızın yattığı mezarlar düzenlendi, her bayramda, arifede bangır bangır kuran okutuluyor tüm mezarlıklarda.Hangi dini bütün geçinen başkan daha önce bunu yapmış Ali Başkaraağaç’tan önce? Kadınlar ilk kez onun zamanında meclise, sinemaya,tiyatroya götürüldü.Çanakkale gezileri düzenlendi, insanların ufku açıldı. Ali Başkaraağaç kimin cenazesine gitmemiş, kimin nikahında düğününde altın takmamış yanlarında olmamış? Koca ilçede Türk bayrağı yoktu, yine onun sayesinde dalgalanıyor ilçede. Barolar Birliğinin koskaca tesisisnin yapılmasına ön ayak oldu. Bunun ilçeye getireceği gelir ve istihdamı öngöremeyecek biri olmalısınız siz bu acımasızca yorumları yapan biri olarak. Ayaş 50 yıl geriye değil 50 yıl ileriye gitmiştir ama gören göz ve anlayan beyin lazım.Saygılar.

Cevapla

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar *

*


3 × = üç

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>