Akılla dalga geç-me 3

FacebookTwitterGoogle+Paylaş

Bir önceki yazımızda, ÖCALAN gibi bölücü ve hurafeci olan Said Nursi, İskilipli Atıf, Şeyh Said’lere de dinsel paye verilmeye çalışılması ve günümüzdeki itibarsızların, bunlara güya itibarlarını iade etmeye yeltenmesini eleştirmiştik. Konuyu, ÖCALAN-Said Nursî-Fethullah GÜLEN özel benzerliğinde değerlendirip; hurafeci İskilipli Atıf ve Seyit Rıza konusuna, yazının uzamaması için girmemiştik…

 

Hurafeci İskilipli Atıf da; Said Nursi ve Mustafa Sabri gibi; Teal-i islâm Cemiyetinin kurucu üyesidir. Kurtuluş savaşı sırasında, milliyetçilere karşı Yunanlılarla beraber hareket edilmesini isteyen bu derneğin; kendi gazetesinde yayınladığı bildirilerden biri şöyledir:

“Teal-i İslâm Cemiyetinin 1. Beyannamesi

 

Ey Anadolu’nun masum ve mazlum ahâlisi!

Selanik dönmeleriyle aslı nesli ve mezhep ve meşrebi belirsiz ecnası muhtelife türedilerden mürekkep olan bu cemiyet, istibdadı kaldıracağız, meşrutiyet ve hürriyet getireceğiz, hükümet ahaliye zulmetmeyecek diye bizi aldattılar. Bu hainler, bu hinoğlu hinler memleketin başına kendi elleriyle getirdikleri her belada, her muharebede âlemi ölüme teşvik etmek, halkı kırdırarak kendi canlarını beslemeyi çok iyi biliyorlardı.

 

Nitekim bu defa da Anadolu’da Mustafa Kemal ve Kuvay-i Milliye maskaraları Yunan askerlerinin önünden nâmerdane bir surette kaçarken, zavallı saf ve gafil ahali ve askerden topladıkları kuvvetleri düşmanla harbe tutuşturarak yalanlar ve hilelerle savuşup kaçtılar.

 

Biçare millet!

Bu yankesicilerin hilelerini, desiselerini hala tamamen anlayamamıştır. Yazık bin kere yazık ki, gerek harp içinde, gerek mütarekeden sonra memleket bunların fitne ve fesadı uğruna milyonlarca evladını telef ediyor da Enver, Cemal, Mustafa Kemal vesaire beş on eşkıyanın vücudunu ortadan kaldırmak için icap eden küçük fedakârlığı göze almıyor.

 

Millet hâlâ kendisini aldatan bu heriflere niçin diyemiyor ki: Ey hainler! Ey Allah’tan korkmayan ve Peygamberden utanmayan mahlûklar, savaştınız, başımızı bin türlü belalara soktunuz, mağlup oldunuz, şimdi niye tekrar, gücünüz yetmediğini ikrar ve imza ettiğiniz devletleri yeniden kızdırarak üzerimize husumet ve gazaplarını davet ediyorsunuz?

 

İngilizleri kızdırdınız, üzerimize Yunanlıları musallat ettiler. Harpte mağlup olduktan sonra uslu oturmak ve mağlubiyetin neticesine katlanarak telafisini sabr-u sükun ve akl-u tedbir dairesinde izale etmekten başka çare var mıdır? Düşünmüyor musunuz ki Yunanlılara fazla zayiat verdirmek bile bundan sonra bizim için hayırlı ve menfaatli bir şey olmaz. Hem sizler ey yalancı ve deni şâkiler!

 

Kendinize ne hakla, ne yüzle Kuva-yı Milliye adını veriyorsunuz? Utanmaz hainler, artık yetişir, yakamızı bırakın. Cenab-ı Hakk’ın gazap ve laneti sizin üzerinize olsun! Şimdi sulh imzalandı Kuva-yı Milliye belasının tevlid ettiği mecburiyetle galip devletlere karşı yeniden taahhüt altına girdik. Devletler şimdi bize: Eğer Anadolu’da Kuva-yı Milliye isyanını bastırmazsanız, İstanbul’u da elinizden alacağız diyorlar.

 

Ey Anadolu’nun mazlum ve muhterem ahalisi!

Elinize aldığınız bu fetvayı şerife göre, bu katil canavarları (Atatürk’ü ve milli kuvvetleri kast ediyor), daha fazla yaşatmamakla görevlisiniz. Allah’ını, Peygamberini ve padişahını seven bu tarafa gelsin…“

 

(Daha fazla ayrıntı için bakınız: Zekâi GÜNER & Orhan KABATAŞ – Milli Mücadele Dönemi Beyannameleri ve Basını; Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu; Atatürk Merkezi Yayını; Sayı: 33; Ankara; 1990)

 

Yukarıdaki bildiri, 26 Eylül 1919’da İkdam gazetesinde yayınlandı; bildiriyi imzalayanlar arasında Said-i Nursi de vardır. Şimdiki hurafe hamalları, öyle bir şey yok diyorlar. Günümüzdeki hurafe hamallarına göre: “İskilipli Atıf ve Said-i Nursi olup bitenden habersizmiş…” Bu ve benzeri şeyler geveliyorlar. Hiç düşünmüyorlar mı ki: Bir derneğin kurucu üyesisiniz; o derneğin gazetesi var ve sizin imzalarınızla o gazetede karalamalar yayınlanıyor. Tüm bunlardan, olağan bir insanın habersiz olması mümkün mü? Elbette mümkün değil. Kurtuluş savaşı sırasında, bu hain yayınları gayet bilinçli ve kasti yaptılar. Bunların günümüzdeki çömezleri, “haberleri yoktu” tevilini yaparak; aklımızla dalga geçmeye çalışıyorlar ama herkes onlar gibi aptal değil. Hurafecilerin karaladığı bu ve benzeri bildiriler, Yunan uçaklarıyla, Anadolu’da insanlarımızın üzerine atıldı…

 

Hurafeci İskilipli Atıf’ın karalamalarının basıldığı Alemdar gazetesi de; kurtuluş savaşı sırasında yıkıcı yayınlar yapıyordu. Öyle ki, vatanın bağımsızlığını ve bütünlüğünü savunan önderin idam edilmesi gerektiği, bu gazetede yer aldı. Hurafeci İskilipli Atıf, Osmanlı hanedanlığı döneminde 1908 yılındaki ayaklanmalara da karıştı. Mahmut Şevket Paşa’nın katli nedeniyle suçlanarak Sinop, Çorum, Boğazlayan ve Sungurlu bölgesine sürgüne gönderildi. Hurafe fetişi İskilipli Atıf, o dönem bir buçuk yıl sürgün hayatı yaşadı.

 

Nakşibendi tarikatına mensup olan hurafeci Atıf, 19 Ocak 1919’da, yakın arkadaşları olan Mustafa Sabri, Said-i Kürdi ve Ermenekli Saffet ile birlikte müderrisler cemiyetini kurdular ve hurafeci İskilipli Atıf, bu cemiyetin ikinci başkanı oldu. Müderrisler cemiyeti, İngilizlerin baskısıyla, kendi içinde aldığı bir kararla daha sonra adını Teal-i İslâm’a çevirdi. Teal-i İslâm Cemiyeti, Anadolu’daki milli hareketi engelleyici bir politika benimsedi. Kur’an’ı okumadıkları için, İslam dinini bilmeyen insanlarımızın dini duygularını istismar eden cemiyet; özellikle Konya İsyanı’nda başrol oynadı. Cemiyetin isim değiştirmesiyle, hurafeci Mustafa Sabri şeyhülislam oldu ve hurafeci İskilipli Atıf da böylece birinci başkanlığa yükseldi.

 

İslam’ın tek belgesi Kur’an’a hiç uymayan hurafeci İskilipli Atıf’ın, dini açıdan hatalarla dolu, şahsi kin ve saplantılarını esas aldığı, insanımızı tahrik eden: “Frenk Mukallitliği ve Şapka Risalesi”ni yayımladı. Hurafeci duyguları kışkırtan bu karalaması nedeniyle, Malatya, Sivas, Kayseri, Erzurum, Maraş ve Giresun’da ayaklanmalar çıktı ve genç cumhuriyet zor durumda kaldı.

(Daha fazla ayrıntı için bakınız: Engin ULUSOY – Başındaki O Pis Ne? Şapkadan Türbana Cumhuriyetle Yüz Yıllık Kavga)

 

Vatanımızın bağımsızlığı ve bütünlüğü tehlikedeyken savaşan kahraman devlet kurucu kadromuz; çok etkin çalışan bazı hainlerin cezalarını hemen o anda verirken; görece, edilgen hainlerin cezalarını sonraya bıraktı. O nedenle, kurtuluş savaşı sırasında hurafeci İskilipli ve Said Nursi idam edilmedi. Savaş bittikten ve devletimiz kurulduktan sonra; toplumumuzdaki bazı insanların, eğitimsiz olması ve Kur’an’ı bilmemesi nedeniyle hurafeci İskilipli’ye kanıyordu. Hurafeci İskilipli Atıf, kandırdığı bu kişilerle bölücü ayaklanmalar çıkartmaya çalıştığı için, Ankara İstiklal Mahkemesi’nde Türk İstiklâl Savaşı sırasında Teali İslâm Cemiyeti’nin faaliyetleri nedeniyle yargılandı. Dönemin ceza kanunun 55. maddesi gereğince, Türkiye Cumhuriyeti’nin Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun tamamen veya kısmen tağyir gerekçesiyle idam kararı verildi ve 4 Şubat 1926 yılında karar uygulandı. İşte bu hurafeci İskilipli Atıf’ı savunanlardan birisisi olan bölücü BDP milletvekili Altan TAN, 29 Şubat 2012 tarihinde, mecliste şöyle bağırdı:

“İskilipli Atıf Hoca, mazlum ve mağdur bir Müslümandır. Kemalist diktatörlüğün katlettiği on binlerce insandan sadece biridir. Onun da anısı önünde, Allah’tan rahmet diliyorum.”

 

Böylece, günümüzde de hurafecilerin ve bölücülerin, yıkıcılık ve bozgunculukta, sömürgeciler tarafından tekrar bir araya getirildiklerini ibretle görüyoruz…

 

Devam edecek…

 

Deniz KAÇAĞAN