Gözde Kılıç Yaşin yazdı: AİHM’den Darbe Gibi Karar

FacebookTwitterGoogle+Paylaş

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Türkiye’yi rekor düzeyde bir tazminata mahkum etti.

12 Mayıs 2014’de saat 16:00’da açıklanan karara göre Türkiye’nin ödemekle yükümlü tutulduğu tazminat miktarı 90 milyon Euro.

Karar, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı nedeniyle yargılandığı ve suçlu bulunduğu cezanın daha önce ertelenen tazminat hükmü ile ilgili.

Bu kararla Türkiye, Fransa-Strasbourg’daki mahkeme tarafından devletlerarası bir davada ilk defa tazminat ödemekle cezalandırılmış oldu. Türkiye’nin bugüne dek ödemekle yükümlü tutulduğu en yüksek tazminat cezası ise 2009’da mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin olan 13 milyon Euro idi. Dolayısıyla bugün açıklanan karar bugüne dek verilmiş en yüksek tazminat cezası olma özelliğini de taşıyor.

Dava süreci, 22 Kasım 1994’de Rum Yönetimi’nin yaptığı devlet başvurusuyla başlamıştı. Dava gerekçesi, Türkiye’nin Temmuz ve Ağutos 1974′te adaya yaptığı müdahaleler sonrası ortaya çıkan durumdu. Buna göre 1974’deki harekattan sonra 1.491 Rum kaybolmuş, 211 Rum da yerinden edilmişti. AİHM, 1996’da davayı kabul etmiş ve 10 Mayıs 2001’de karara bağlamıştı. Kararda Rum tezleri haklı bulunmuş, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 11 değişik maddesinin 14 noktada ihlal edildiğine hükmedilmişti. AİHM kararın maddi ve manevi tazminata ilişkin bölümünü ise ileri bir tarihe ertelemişti. Rum Yönetimi, kararın tazminat ile ilgili kısmı için 2011’de yeniden AİHM’ye başvurdu; bugün açıklanan 90 milyon Euro’luk tazminat hükmü de davanın son aşamasını oluşturuyor.

Rum Yöntemi daha önce 1974, 1975 ve 1977 yıllarında da Türkiye’ye karşı üç devletlerarası dava açmış ancak ara kararlar alınsa da tazminata hükmedilmeden sonuçlanmıştı. 2011’de hükme bağlanan son davada ise Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin Yaşam hakkını düzenleyen 2′inci maddesini; işkence yasağını düzenleyen 3′üncü maddesini; kişi güvenliği ve özgürlüğünü düzenleyen 5′inci maddesini; adil yargılanma hakkını düzenleyen 6′ıncı maddesini; özel hayata ve aile hayatına saygı hakkını düzenleyen 8′inci maddesini; din, vicdan ve inanç özgürlüğünü düzenleyen 9′uncu maddesini; ifade özgürlüğünü düzenleyen 10′uncu maddesini; etkili başvuru hakkını düzenleyen 13′üncü maddesini; Sözleşme’nin mülkiyet hakkını düzenleyen 1 Nolu Ek Protokolü’nün 1′inci maddesini ihlal ettiği hükmü karara yansıdı.

Kararın 12 Mayıs 2014’de açıklanan adli tazmin kısmına göre ise tazminatın 30 milyon Eurosu Barış Harekatı sonrasında kaybolanların ailelerine; 60 milyon Eurosu ise Karpaz’da kalan Rumlara verilecek.

Karara göre Karpaz Yarımadası’nda “mahsur kalan” Rumların uğradıkları manevi zararın karşılanması için davalı devletin, davacı devlete üç ay içinde 60 milyon Euro ödemesi gerekiyor. Son ödeme tarihinden itibaren bu miktara Avrupa Merkez Bankası’nın borç verme faizi uygulanacaktır.

60 milyon Euro, “kurban ailelerine” 18 ay içerisinde davacı hükümet tarafından Bakanlar Kurulu gözetiminde dağıtılacaktır. Aynı şekilde 30 milyon Euroluk kısım içinde üç aylık ödeme süresine hükmedilmiş, son ödeme tarihinden itibaren ödenecek kısım için Avrupa Merkez Bankası’nın borç verme faizinin işletileceğine ve ödeme yapılınca 18 ay içerisinde davacı hükümetin Bakanlar Kurulu gözetiminde “kurban ailelerine” dağıtılmasına karar verilmiştir.

AİHM’nin 2001 kararının tazminatla ilgili kısmını açıklamak için seçtiği zaman ise “manidar” görünüyor. Kararın devam etmekte olan müzakere sürecini doğrudan etkileyeceğine hiçbir şüphe bulunmamalıdır. Ancak daha önemlisi, bugüne dek 1958-1974 yılları arasında öldürülen Türklerle ilgili Kıbrıs Rum Yönetimi’ne karşı neden dava açılmadığı sorusudur.

Öte yandan bırakalım Türkiye’yi uluslararası davalarda savunanların yeni bir dava dosyası oluşturma zahmetine girmesini, Yunanistan mahkemeleri tarafından verilmiş çok çarpıcı kararların bu ve benzeri davalarda karşı delil olarak kullanılması gerekmez miydi?