Ah şu ilaçlar,…

FacebookTwitterGoogle+Paylaş

Aranızda kesinlikle vardır hiç şüphesiz,… Ailenizde, akraba, arkadaş veya yakınınızdaki kişilerden bazılarında,.. Ademoğlunun, deryada bir damla suretindeki acizliğine işaret,… sıkı bir ders nitelikli, insanı kendinden geçirip, zaman makinasız fi tarihlere ışınladığı kronik migren hastalığı…

Sadece o anları yaşayanın bildiği, hayatın bir parçasının iptal olduğu işkence saatleri.

Evet o işkence ki; mantık dünyasının merkezi sayılan beyin ile birlikte ( laf aramızfa kalsın,.. kimilerimiz bu önermenin yanlış, aslında akıl merkezin /aşağılarda bir yerlerde olduğunu/ savunur ki; onlara da büyük bir saygı! duyuyorum,… ) bu organı koruyup kollayan kafatasının iki tataftan mütemadiyen sıkıştırılması.

Sağ veya sol yan şakak bölgesinde zonklama halli, artıp azalan, zamanla göz çevrelerine doğru yayılan derin ağrılar,… gözler bazen çift görür, bazense karanlığa bürünür,… mide bulantısı ile devam eden fiziksel hezeyanlar,… sonrasını ne siz sorun, ne de ben anlatayım,… yaşadığım bu durumu “epilepsi” nöbetine benzetmişimdir hep,… nöbet halindeyken o anları pek hatırlayamıyor, ben de pek olmasa da bilindik bir takım ince bilgi detayların bile unutulduğu söylenir,… ne zaman uyku dengesizliği, ne zaman öğün atlama, ne zaman düşünsel bağlamda hassaslaşma yaşadığım an, bilirim ki; nöbetsel migrenle başbaşayım,… haydi kolay gelsin,… migren denen “başa belayı” düşmanına dilemem, o kadar da insancılımdır, vesselam,…

Yine öyle bir zamanda, derin bir uykuya dalmışken bir sesle irkilip, gözlerimi açtım,… birer saat arayla içtiğim, “dopergin” ve “gravis” ilaçlarından olacak ki; ne ağrı kalmıştı ne sancı,… klasik sabah temizliği ve bakımından sonra üzerimi değiştirerek işe gitmek üzere yola çıktım,… beni uyandıran seslerin sebebi, sabahın kör vaktinde kaldırım taşı söken belediyenin taşeron işçileriymiş meğerse,… ve kocaman bir tabela, üzerinde de; “büyükşehir belediyesi çalışıyor” cümlesi, insanın gözünün içine içine sokulur vaziyette,… halbuki, daha geçen yıl yapılmıştı kaldırımlar, bu hizmet aşkı nedendi acaba,… bir türlü anlamlandıramadığım,… ağzımdan çıkan kelimelerin ne olduğunu bilmeksizin, ağır ağır yürürken, yolun karşı tarafında iki genç belirdi. Ellerinde yeşil ile sarımtrak arası bir renkte bir madde. Geçen gün okuduğum gazetede bahsi geçen uyuşturucu galiba,… henüz çocuk yaşlardalar ama galiba büyümeden ölmek istiyorlar, yazık,… çok yazık,… ben üzerlerine gittikçe buharlaşıp yok oldular adeta,… şu bonzai, insanı cidden ışınlıyor galiba ötelere.

Kimilerini Dünya hayatı tatmin etmiyor, besbelli. Bitaz da ötelere bakalım derdi,… zamandan öte mekan değiştiriyor…. Manzaranın sebep olduğu felsefi açılımlarımdan sonra, servis yoluma devam ettim. Ama ani bir siren sesi!… vücudum kasılarak irkildi. İlerde bir trafik kazası. İki araç kafa kafaya çarpışmış. Kırmızı araçtaki şoför sıkışmış vaziyette, ağzı, burnu kan içinde… diğeri daha kötü,… yüzüne saplanan cam parçası, arasından kan fışkırıyor,… iki araç hurda halinde, ortalık kan gölüne dönmüş,… ve ilk yardımı bilmeyen bizler, durumu daha da kötüleştiriyoruz. Adamı kurtarmak isterken öldürecek, şu arkadaş… sıkıştığı yerden çıkartmak isterken boynunu kıracak… hoşgörüsü bozuk trafikten ancak sıyrılıp gelen ambulans ve acil müdahale ekibi olaya hakim olmasaydı yaralılar çoktan cansız ata binmişlerdi, Allah korusun,…

Bugün benim için mi tersti, yoksa hergün mü böyleydi bilmiyorum ama, “olay yeri inceleme” ekibi grup halinde birşeyler araştırıyordu az ötede… belli ki; bir cinayet,… artuk buna dayanamıyordum, midem allak bullak olmuş, başım o bilindik ağrıya davetiye çıkarıyordu. Ve solda da bir esnaf, kırılmış camı temizlerken, gün görmemiş küfürleri savuruyordu, Kasım sabahı serinliğine,… hırsızlar dün akşam boş durmamış anlaşılan,… kuyumcu soygunu,… üç kilo altın yer değiştirmiş, cebren ve hile ile…

Ve “sıcak simiiiitttt”.diye bağıran yaşlı amca bu sabahın tek olumlu görüntüsüydü galiba,… unutmadan; iş için İstanbul, Bursa, Kayseri, Konya, nihayetinde Ankara’yı mesken tutan ben, şu Ankara simiti gibisini hiçbir yerde bulamadım,…
Derken,…
Nihayet servis aracımızın beni aldığı yere gelmiştim ama şahit olduğum manzaralar, fiziğimden öte kimyamı, ve ruh dünyamı kasıp kavurmuştu. Miğdem ağzıma geliyor, başım denizdeki kayık gibi savruluyordu, bir sağa, bir sola,… ve çok geçmeden üzerimde ( nasıl oluyorsa ) bulundurduğum “bela çeken” mıknatısım bir hamle daha yapıyordu, sahibine inat,…
Belli ki acelesi olan bir vatandaş, yanımdan hızlıca giderken bana çarpmasıyla birlikte ikimizde yere serildik,… iki seksen, o yüzüstü ben sırt üstü,… bayılmaya amade gönlüm kendinden geçmiş, yıldızları sayıyordu;,… üç, beş, sekiz,… etraf, sabah Güneşine inat, bir anda kör karanlığa büründü,… memleketin bugünkü haline nazire yaparcasına,… aradan ne kadar vakit geçti bilmiyorum ama, biri beni ismimle hitap ederek ayıltmaya çalışıyordu,… ilginç, ismimi nerden biliyordu?… sokak ortasında kimdi beni tanıyan,… hafiften de sarsıyordu.
“Hadisene Mustafa,… servise geç kalacaksın”,… cümlesiyle birlikte, apar topar /sokaktaki kaldırımdan değil/, yataktan fırladım,… sevgili eşimdi bana seslenen,… derin bir “ohhhh” çekmiştim ama,… yaşadığım psikolojiyi bir tek kendim bilirdim, anlatamazdım, zaten de anlaşılmazdı,…
Şu migren ilaçları,… olası rüyaları kabusa çevirmiş,…
Siz siz olun, nöbet geçirdiğiniz vakit, ilaçlarla iyileşme yolunu seçmeyin,… lanet olası saatleriniz, çekilmez bir ruh haliniz olur,…
Gerçi memleketin ruh halinin de yaşanılan kabustan kalır yanı yok ya,… herkes bildiğini, /aslında bilirmiş gibi/ umarsızca ve kayıtsızca yaşıyor,… sevgiden uzak, saygı bilmez, hoşgörüden bihaber şekilde,…
Yarınlara bugünlerin eylemleriyle ulaşılır, ya karanlığa saplanacağız ya da aydınlığa ulaşacağız,… sağlıklu günler temennisiyle,… sevgi ve muhabbetle,…
…….
Mustafa KAYHAN,…