KİBİR, ÖZGÜVEN VE KENDİNİ ÖNEMLİ ZANNETME

FacebookTwitterGoogle+Paylaş

“Zûlme uğramak istemiyorsan, sen de zulmetme.”
“Dünya bir rüyadır ona aldanmamak gerek.”
“Kibir, yok olmanın esasıdır.” Hz.ALİ

Hz. Ali’nin bu üç anlamlı sözü, bugünkü yazımın içeriğini o kadar derin anlatıyor ki, böyle başlamasan büyük haksızlık olurdu. Gelelim sizlerle paylaşmak istediğim yazıya…
Başarı öykülerinin anlatıldığı biyografi filmlerini ve biyografi kitaplarını takip etmeye çalışırım. Ve görürüm ki, geçmişten günümüze ulaşmış başarılı insanların yürüdüğü yollar hiçte kolay aşılmamış… Dikensiz gül bahçesinde hiç dolaşmamışlar. Hiçbir başarı, hiç birine altın tepside kolaylıkla sunulmamış. Bin bir zahmetler çekilmiş, büyük emekler verilmiş ve çok çalışılmış. Başarı öykülerinden çok etkilendiğim Charlie Chaplin’den Ali Ekber Çiçek’e, Edit Piaf’tan Neşet Ertaş’a, Federico Fellini’den Yılmaz Güney’e, Amadeus Mozart’tan Aşık Mahsuni Şerif’e, William Shakespeare’dan Aşık Veysel’e, Beethoven’dan Saadettin Kaynak’a, Vivaldi’den Pir Sultan Abdal’a, Albert Einstein’den Selahattin Pınar’a, Friedrich Neitszche’den Yesarı Asım Arsoy’a kadar farklı ülkelere, şehirlere ve kültürlere mensup, yaptıkları işlerde çok başarı elde etmiş insanların ortak noktası öncelikle doğuştan gelen ve Tanrı’nın onlara bahşettiği yetenekleri… Tabi tek başına yetenek bir yere kadar başarıyı mümkün kılar. Doğru zamanda, doğru yerde ve doğru insanlarla (insanla) bir arada olma ve çok ama çok çalışma ile mesafe kat edilir. Bir düşünürün söylediği bir söz de bu tezimi doğruluyor. “Dehanın yüzde otuzu yetenekse, yüzde yetmişi çalışmaktır” der.
Yunanca “ben” anlamına gelen “ego” günlük hayatımızdaki yerini aldı. İnsan“ego”su olan canlı türüdür. Hiçbir insan “sıfır ego”ya sahip değildir ve var olamaz. İnsanlar başarılı olmak için çalışırlar. Başarı ve bilgi ile birlikte gelen “özgüven”, “kibir” ile karıştırılmamalıdır. Yazıma başlarken, insanlık tarihine adlarını yaldızlı harflerle yazdırmış, işlerinde çok başarılı olmuş bu insanların “özgüven”lerini günümüze yansıyan fotoğraflarında da görebiliriz. Zira özgüven, yaptığı işi bilen, yaptığına inanan ve bilgisine güvenen insanların karakteristik bir özelliğidir. Ama asla “kibir” değildir. Özgüven ne kadar olumlu ise, kibir de o kadar olumsuz bir içerik taşır.
Lütfen Ali Ekber Çiçek’in, Neşet Ertaş’ın bağlama çalarken ve eserlerini seslendirirken çekilmiş video kayıtlarına göz atın. Ya da Amadeus Mozart, Edith Piaf ve Charlie Chaplin’in hayat öykülerini anlatan biyografi filmlerini izleyin. Yüzlerinde taşıdıkları tevazuu ile birlikte özgüveni göreceksiniz. İnandığı, bildiği ve emin olduğu işi yapan insanların sahip olduğu “özgüvenli tavrı” göreceksiniz yüzlerinde….
Dünyaya gelen her insanın bu hayata olumlu ya da olumsuz bir şeyler katacağına inanıyorum. Zira doğanın kendi içinde bir dengesi var… Yaratılan hiçbir canlı sebepsiz yere yaratılmış olamaz. Kuşların, arıların, fillerin ve bitkilerin bile varoluşlarının bir nedeni var. Yaşadığı sürece tüm canlıların bu dünyaya karşı yapması gereken işler var, sorumlulukları var. Ve tabi ki her canlının türüne göre de ortalama bir yaşam süresi var.
Hal böyle iken ve ortalama zekası olan her insan bunları muhakeme edebiliyorken, bazı mesleklere ait bazı “küçük” insanların kendilerini “anormal derecede önemsemeleri” de neyin nesi oluyor? Bir anlam verebiliyor musunuz? Öyle olan ve kendini öyle zanneden bu küçük ve bazı önemli! kişilere, sosyal medyada sıkca gördüğümüz “kendilerini ulaşılmaz dağlarda kar sananlar, bir gün çamurlu su olarak ayaklar altına dönerler” sözünü hatırlatmak istiyorum. Silkelenin ve kendinize gelin. Sadece işinizi yapın ve kendinizi dev aynasında görmekten vazgeçin. Yaptığınız işi abartarak başka insanlardan daha önemli! ve üstün olamazsınız. Aciz ve fani bir kulsunuz herkes gibi… Ve burnu kaf dağında gezmekten farkında değilsiniz ki, hızla gelişen teknoloji, globalleşen dünya ve ışık hızı ne yazık ki, sizin ardına saklandığınız ve kendinizi zannettiğiniz “önemli”, “star”cık kavramınızı yerle bir etti. Tez vakit kendinize gelmeniz kendi menfaatinize olacaktır.
Olgun yaşları çoktan geçmiş ve hayata dair çok tecrübeleri olduğunu sandığımız bazı küçük, önemli! insanlar ne acı ki geçen onca yıla rağmen kendilerini güncelleyememiş, çağın çok gerisinde kalmış, buna rağmen burnu kaf dağında bir halde ortalıkta geziniyorlar, önemsenmek istiyorlar ve zerre sevilmediklerinin fazlası ile farkında olduklarından, şirinlik muskası edası takınarak ve daha komik, acınası bir duruma düşerek neredeyse sevgi, ilgi dileniyorlar. Lütfen bilin, hissedin ve farkına varın ki; artık herkes, her duyguyu çok kolay seziyor. Kimse sizin “samimi olmayan” samimiyetinize inanmıyor.  Geçmişte yaşadığınızdan, kişiliğinizle saygı-sevgi kazanamamış olduğunuzdan titrsiz kaldığınızda kibire bulanarak “ego”nuza yaslanmaya başlıyorsunuz. Va tabi bir işe yaramadığının acısını ciğerlerinizde hissediyor olmalısınız. Aslında o kadar gerilerde kalmışsınız ve insanları aptal yerine koyuyorsunuz ki, haberleşmek için bile neredeyse hala posta güvercini kullanıyorsunuz. Biraz abartmış gibi olsam da, “çağınızın geçtiğini” ve “size ayrılan sürenin” sonuna geldiğinizi, çırpındıkça dibe battığınızı anlamıyor ve hala geçmişi yaşıyorsunuz. Doğal olarak, çağa ayak uyduramadığınızdan ve hiçbir yenilikten haberiniz olmadığı için, kendinizi kırk-elli sene önce bıraktığınız yerde sanıyorsunuz. Bırakın bu kadar kasılmayı… Hele ki artık “yaşını başını almış, koca koca kadınlar ve adamlar”sınız. Ve ne acı ki hızla gelişen dünyanın çok gerisinde kaldığınızı, vaktinizin geçtiğini görmüyorsunuz. Bulunduğunuz konumu belirleyememeniz de normal haliyle… Komik oluyorsunuz ve inanın kimse de sizi çok önemsemiyor… Yaşınıza hürmeten “önemsiyormuş” gibi davranıyor. Siz de “özgüven” sahibi bir büyük olsanız hala “sahneden rol çalmanın” derdine düşmezsiniz. Sahne gerisinden sufle vermektir göreviniz artık. Geçmişte ne iş yaparsanız, yapın, geçmişte kaldı.  E tabi doğal olarak, dünyanın kanunu gereği sizden boşalan yerlere de birileri gelecek. Çünkü devran dönecek bir şekilde… Siz olmadığınızda da dönecek. İyisi mi kendinizi bu kadar “önemli!” sanmayın, kasmayın,germeyin, yormayın ve bu dünyadan sadece geçen yolcular olduğunuzu unutmayın. Ve, o yere göğe sığmayan egolarınızın küçük bir toprağa sığacağını unutmayın. Panik ve korkudan daha da irtifa kaybediyor, kontrolünüzü yitiriyorsunuz. Özgüven sahibi bilgili büyükler olarak, sizden sonra gelecek nesil için yol açın, el verin, ışık tutun ki, sevgi-saygı duyulan bir büyük olabilin, saygıyı, sevgiyi hak edin. Yoksa kendinizi sandığınız o “sanal zirvede”, “çok önemli!” kişi olarak tek başınıza ömrünüzün son zamanlarını geçirirsiniz. Siz yokken de her iş yapılıyor olacak ve devran dönecek bir şekilde… Saygı gösterildiğinde kibrinize ve egonuza yenilmeyin, büyüklük kompleksi duymayın lütfen…Yaşınıza yakışın.
Bir diğer grup ta; bir kuruma, kuruluşa ve bulunduğu mevkiye güvenerek, hayatının hep öyle geçeceğini zanneden “küçük” ama kendini “önemli!” sanan kişi ya da kişiler… Gördüğünüz saygı kişiliğinize değil de, kuruma, kuruluşa ya da mevkiye ise vay halinize… Tabi gücünü bulunduğu yerden alan “küçük insanlara” sözüm… Önemli bir mevkide iken “önemli insan” muamelesi görmek kaçınılmazdır. O noktada da “özgüven” ile “kibir” birbirine karıştırılmamalıdır. Özgüven sahibi iseniz sorun yok. Ama kibrinize esir olduysanız yandınız. Çünkü zaman acımasızdır, hızla geçer. Ve bir gün bakarsınız ki hiç te “önemli değilsiniz”. Kimsenin umurunda da olmazsınız. Çünkü kaçarı yok bu işin… Vakti gelen ve söyleyecek sözü biten “hayat sahnesinden” çekilecek. Kanun böyle, yapacak bir şey yok, kudret yetmiyor. Çok “önemli!”de olsanız. Gerçi kimse sizi çok önemsemiyor aslında ama siz öyle sandığınız için öyle inanmak, anlamak işinize geliyor. Makam ve mevki sona erince gerçek dünya ile karşılaştığınızda anlayacaksınız. İyisi mi, o ruh halini terk edin, yaşınıza ve mevkiinize layık “özgüvenli”  insanlar olun. Kibirlenmeyin, büyüklenmeyin, tevazuyu bırakmayın. Dünya geçmişte kimseye kalmadı size de kalmayacak. Mezarlıklar bir zamanlar çok onemli yerlerde bulunan insnalarla dolu… Gidenin yerine yenisi gelecek. Doğanın kanunu bu. Sevgiyle anılın, saygı duyulun.  Lübnan’lı düşünür ve şair Halil Cibran’ın dediği gibi; “Doğa boşluk kaldırmaz”. Gidenin yeri dolar.
“Nice zaman geçecek, dünya hep duracak
Bizim ne adımız, ne sanımız kalacak
Biz gelmeden önce de bir eksiği yoktu
Bizden sonra da bir eksiği olmayacak.” Ömer HAYYAM (Bu muhteşem dizeler üzerine ne söylenebilir ki? )
Türk musikisine yüzlerce ölümsüz eser bırakmış büyük bestekar Saadettin Kaynak’ın hayat öyküsünü anlatan bir kitabı okuduğumda, gördüm ki, yaşadığı dönemde nice güçlükler yaşamış, nice sıkıntılara göğüs germiş… Bugün neredeyse bir Saadettin Kaynak bestesi olmadan bir Türk Müziği konseri dinlemek mümkün değil… Yaşarken çektiği maddi sıkıntılar bir yana, en büyük sorun, O’nu çekemeyen, kıskanan ve kendilerini o dönemin “önemli!” kişileri olduğunu sanan hadsiz bazı insanların sarf ettiği olumsuz sözler… Film müzikleri bestelediği için, yaşadığı dönemde “arabesk müzik yapmakla”le bile suçlanmış… Bugün gelinen noktada o önemli! kişileri bilmiyoruz ama Saadettin Kaynak adını bilmeyenler bile, O’nun en az on-on beş şarkısını ezbere bilir. Çünkü eserlerini DNA’mıza işleyerek bu dünyadan göçüp gitmiştir. Kendisine çok büyük hayranlık duyarım ve her eserini icra ettikten sonra O’nu düşünürüm ve bu besteleri yaparken hissettiklerini, dehasını anlamaya gayret ederim. Nur içinde uyusun büyük bestekârımız…  O’nun eserlerini yaşadığımız sürece hep meşk edeceğiz, yad edeceğiz, saygıyla anacağız.
Söz sözüm “kibir”den burnunun ucunu görmeyen “küçük” ama “önemli!” kişilere… Etmeyin, eylemeyin… Öyle davranarak önemli olmazsınız, olmuyorsunuz.  Sadece komik olursunuz, oluyorsunuz. Sadece yaşınız daha da büyüyor siz sürekli küçülüyorsunuz, irtifa kaybediyorsunuz. Dönün bakın geçen yıllara… Kibrinizden yıllardır yerinizde sayıyorsunuz. Farkına varın, kendinizi sorgulayın.  Bakın, okuyun, izleyin, örnek alın, ölümün varlığını düşünün ve kendinize çeki-düzen verin. “Kibirli” ve “önemli!” davranarak sönmeye yüz tutmuş “titreyen mum alevleri”nizi iyice söndürmeyin. Herkes her şeyi görüyor ve herkes her şeyin farkında… Fikirlere ve düşüncelere saygı duyun. Bir gün lazım olacaktır, inanın.

Satırlarıma “KÜLLERİMDEN DOĞDUM HER YANDIĞIMDA” adlı şiir kitabımdan yayınlanan, yazımın içeriğiyle örtüşeceğini düşündüğüm “ATEŞ OLSAN NE ÇIKAR” adlı şiirimle son veriyorum. Ve tabi fikirlerinizi paylaşmanızı bekliyorum. Sevgiyle, aşkla….
ATEŞ OLSAN NE ÇIKAR?

BEN YOLUMDA YÜRÜRKEN
SEN TAŞ OLSAN NE ÇIKAR?
CÜRMÜN KADAR YAKARSIN
ATEŞ OLSAN NE ÇIKAR?

ZULÜM GELİR ŞAHSINDAN
GÖKLER İNLER ÂHIMDAN
KİMLER GEÇTİ CİHANDAN
SULTAN OLSAN NE ÇIKAR?

HATIR GÖNÜL ALMAZSIN
HER DUYGUYU HARCARSIN
KÂR MI KALIR SANIRSIN?
KARUN OLSAN NE ÇIKAR?

BİRE BİN SÖZ KATARSIN
EDEP, HAYÂ SAYMAZSIN
SEN YALANLA YAŞARSIN
ÂLİM OLSAN NE ÇIKAR?

EDEN KENDİNE EDER
BU DEVRAN BÖYLE DÖNER
NEFESİ BİTEN GİDER
SEN DAĞ OLSAN NE ÇIKAR?

KUL HAKKINI ALIRSIN
UTANMAZ, ARLANMAZSIN
ALLAH’TAN DA KORKMAZSIN
AMİN DESEN NE ÇIKAR?

Fatoş Koçarslan / 01 Ocak 2015

Yorum Yaz

3 yorum

  1. Ahmet KARANACAK, Yanıtla

    Hocam Gönlünüze dilinize kaleminize sağlık Bekir Coşkun un deyimiyle kendini ( ÇÜK) VIP görüp tepeden bakanlara çok güzel göndermeler yapmışsınız yazınızın neredeyse tamamının altı çizilesi olmakla birlikte şiirinizin son dörtlüğü birilerine kapak olmuş tebrikler 👏👏👏

  2. Yalçın Erkan, Yanıtla

    Sayın hocam yazar kimliğinizi yeni öğrendim.Saygılarımı iletiyorum.

  3. fikri kılıçarslan, Yanıtla

    kibir ve özgüven birbirinin zıddıdır. bunlar bir bütünün iki ucudur.kişi hangisini beslerse o gelişir.örnek kibiri beslerse özgüven azalır .özgüveni beslerse kibir azalır denge ortadadır.bu tanrısal sistemin polarite yasasına en güzel örnektir.dogada her şeyin bir zıddı vardır böyle olması gerekir zira güzeli anlamak ve kavramak için cirkinide bilmek gerekir. cirkini bilemezsen güzel hakkında bir kıyaslama yapamazsın..bu doga yasasıdır.akıllı ve yetenekli kişilerin yapamıyacakları hiç bir şey yoktur.bu yazınız buna güzel bir örnektir ayrıca bu kişiler çok yönlü olmaktadırlar. akıl zekanın buldugu ve sana sundugu veriler arasında kendine en uygun olanı seçme yetenegidir.ikisinin arasındaki bag ilşki bu şekildedir.yani ikisi bir bütündür.cok güzel bir yazı teşekkürler.